“Ben senin kötülüğünü ister miyim?”
Bu cümleyi duyduğunda karşı çıkmak zorlaşır. Söyleyen kişi seni sevdiğini, koruduğunu, doğru yolu gösterdiğini düşünür. Fakat her kararın onun onayına bağlanıyorsa sevgi ile denetim birbirine karışmaya başlamıştır. Ne giyeceğin, kiminle görüşeceğin, hangi bölümü okuyacağın, hangi şehirde yaşayacağın… Hayatın senin adına planlandığında geriye kendi sesini duymakta zorlanan biri kalabilir.
Ailelerin çocuklarına yol göstermesi doğaldır. Tehlikeleri anlatmak, sınır koymak, deneyim aktarmak bakım vermenin bir parçasıdır. Sorun, çocuğun büyüdüğünü kabul etmeyen ve karar verme hakkını sürekli daraltan bir kontrol düzeninde ortaya çıkar.
Koruma ile müdahale aynı şey değildir
Koruyucu ebeveyn riskleri açıklar, kararın sonuçlarını konuşur ve yaşa uygun sorumluluk verir. Kontrolcü ebeveyn ise çoğu kararı doğrudan üstlenir. “Sen anlamazsın”, “Ben olmadan yapamazsın”, “Bizi üzmek istemiyorsan bunu seçersin” sözleri, çocuğun kendi kararını vermesini yalnız zorlaştırmaz; suçluluk duygusuyla da bağlayabilir.
Bu düzen yetişkinliğe uzandığında kişi önemli bir seçimden önce kendisine değil, ailedeki tepkilere odaklanabilir. İş değiştirmek ister ama “Annem üzülür” diye düşünür. Bir ilişkiden çıkmak ister ama “Babam ne der?” sorusu kararın önüne geçer. Bu hislerin tamamını tek bir aile davranışıyla açıklamak doğru değildir; yine de kontrolün kişinin özerklik duygusuyla bağlantısı açıktır.
Bilimsel bulgular hangi ayrımı yapıyor?
Hollanda'da ergenler ve ebeveynleriyle yürütülen bir çalışmada, daha yüksek müdahaleci ebeveyn davranışları ve daha düşük özerklik desteği, ergenlerin kaygı belirtileriyle ilişkili bulundu. İlginç olan şu: Zaman içindeki ölçümlerde kaygısı artan gençlerin ebeveynleri de daha müdahaleci davranmaya yöneliyordu. Yani ilişki tek yönlü bir hikâyeden ibaret değildi.
Bu bulgu önemli. Kaygılı bir çocuk daha fazla kontrol edildikçe zorlanabilir; çocuğun kaygısını gören ebeveyn de onu korumak için kontrolü artırabilir. İki taraf da iyi niyet taşısa bile birbirini besleyen bir döngü oluşabilir.
Başka uzunlamasına çalışmalar, psikolojik kontrol ve özerklik desteği arasındaki farkın gençlerin öz yeterliği ve sonraki uyumuyla ilişkili olduğunu gösteriyor. Fakat hiçbir araştırma tek başına bir aileyi “iyi” ya da “kötü” diye damgalamaz. İlişkinin bütünü, destek ve güven hissi de değerlendirilmelidir.
İtaat etmekle saygı göstermek arasındaki fark
Çocukların, sonra da yetişkinlerin, ailelerine saygı göstermesi her konuda aynı kararı vermeleri demek değildir. Bir insanın kendi hayatına ilişkin seçim yapması, ailesini sevmediği anlamına gelmez. Ayrı düşünmek düşmanlık değildir.
Özerklik bir gecede kurulmaz. Önce küçük kararlarda denemek gerekir. Harçlığını nasıl kullanacağına karar veren çocuk, sonra ders planını yapar; büyüyünce iş görüşmesine kendi başına gider. Hata yapar, sonuçları görür, yeniden dener. Bu deneyimler insanın “Ben yapabilirim” inancını besler.
Ebeveynin görevi her hatayı engellemek değildir. Yaşa ve güvenliğe uygun sınırlar içinde çocuğun denemesine alan açmaktır. Çocuğa her fırsatta onun yerine cevap vermek kısa vadede işleri hızlandırabilir. Uzun vadede ise bağımsız davranma deneyimini azaltabilir.
Aileye yakın olmak özgür olmaya engel mi?
Aileyle güçlü bağ kurmakla bağımsız karar vermek birbirinin karşıtı değildir. Bir genç farklı bir meslek seçebilir, başka bir şehirde yaşayabilir veya ailesinin hoşuna gitmeyen bir ilişkiye başlayabilir. Bu durum aileyle bağını koparması gerektiğini göstermez. Yalnızca yetişkinliğe doğru ilerlerken kendi hayatının sorumluluğunu öğrenmesidir.
Kontrolcü ailelerde yetişkin çocuk çoğu zaman iki ayrı kaygı taşır: Kendi kararının yanlış olmasından korkar ve kararın ailesinde yaratacağı tepkiden çekinir. Böylece basit bir seçim bile büyük bir ilişki sınavına dönüşür. Bu durumda tercihleri ayrı ayrı değerlendirmek işe yarar. Kararın ekonomik, hukuki veya güvenlikle ilgili gerçek sonuçları nelerdir? Ailenin hoşnutsuzluğu ile bu sonuçlar aynı şey midir?
Bu sorular herkese kolay gelmez. Özellikle maddi bağımlılık, barınma sorunu ya da aile içi tehdit varsa sınır konuşması dikkatle planlanmalıdır. Kişinin güvenliği ve gerçek yaşam koşulları, soyut bağımsızlık tavsiyelerinden önce gelir. Bazı sınırlar aşamalı kurulabilir: Önce küçük harcamalar, sonra günlük program, ardından daha büyük kararlar.
Ebeveyn açısından da bir kayıp hissi doğabilir. Çocuk artık eskisi kadar soru sormuyor, her adımda izin istemiyor olabilir. Bu uzaklaşmanın değil gelişmenin işareti de olabilir. İlişkinin yeni dönemine uyum sağlamak karşılıklı emek ister. İyi aile bağı, yetişkin kişinin görüşünün de ciddiye alındığı bağdır.
Kontrolün içinden nasıl çıkılır?
Yetişkin biri için ilk adım, hangi kararların gerçekten kendisine ait olduğunu tanımlamaktır. “Bu kararı verince ailem memnun olmayabilir; yine de bu benim hayatımla ilgili” demek sertlik değildir. Kendi sorumluluğunu almaktır.
Sınır konuşmaları çatışma çıkarabilir. Bu nedenle suçlayıcı bir hesaplaşma yerine net ve kısa cümleler işe yarar: “Fikrini duymak istiyorum ama kararı ben vereceğim.” “Endişeni anlıyorum; yine de bu konuda farklı düşünüyorum.”
Aile içindeki müdahale korkutma, tehdit, zorla alıkoyma veya şiddet içeriyorsa yalnız bir iletişim sorunu olarak görülmemelidir. Öncelik güvenlik ve uygun destek yollarıdır.
Sevgi insanı hayattan saklamak değildir. Ona kendisi olabilecek kadar güvenli bir alan verebilmektir. Korumak ile kontrol etmek arasındaki çizgi tam da burada başlar.




Sen ne düşünüyorsun?
Üyelik yok. Bir kez takma ad seç, her yorumunda aynı isimle devam et. Yorumlar yayımlanmadan önce incelenir.
Yorumları oku veya yorum bırak →