“Sen hiçbir şeyi beceremiyorsun.”
“Beni rezil ettin.”
“Seninle uğraşmaktan yoruldum.”
Bir yetişkin bu sözleri öfkeyle söyleyip ertesi gün gündelik hayatına dönebilir. Çocuk içinse o cümleler yalnız bir tartışmanın parçası değildir. Kendisi hakkında kurduğu ilk düşüncelere karışabilir. Çünkü çocuk, kendisini tanımayı büyük ölçüde bakım veren insanların bakışından öğrenir.
Burada sözünü ettiğimiz şey her sert uyarı değildir. Çocuk sınır öğrenir, kurallarla karşılaşır, hatalarının sonuçlarını görür. Sorun, davranışı düzeltmek adına çocuğun kişiliğinin aşağılanması ve bunun tekrar eden bir ilişki biçimine dönüşmesidir.
Bir hata, çocuğun kimliği değildir
“Bu davranışın yanlış” demek ile “Sen kötüsün” demek arasında ağır bir mesafe var. İlk cümlede değiştirilebilecek bir davranış vardır. İkincisinde çocuğun bütün varlığına yöneltilmiş bir hüküm bulunur. Çocuk bu farkı yetişkin kadar kolay ayıramaz.
Bir sınavdan düşük not aldığında yalnızca başarısız olduğunu değil, sevilmeye daha az layık olduğunu düşünmeye başlayabilir. Bir bardağı kırdığında “Ben sakarım” cümlesi kalıcı bir kimliğe dönüşebilir. Bu yorumlar çocuğun aklından geçen düşünceleri kesin olarak tarif etmez; fakat sözlerin özsaygıyla ilişkisini anlamamıza yardım eder.
Çocuklar duygularını düzenlemeyi de ilişkiler içinde öğrenir. Öfke sırasında karşısındaki yetişkin bağırıyor, aşağılıyor veya tehdit ediyorsa çatışmanın dili de böyle şekillenebilir. Başka çocuklar ise aynı ortamda sesini tamamen kısmayı öğrenebilir.
Araştırma neyi gösteriyor?
976 iki ebeveynli aileyi izleyen uzunlamasına bir araştırmada, anne ve babaların sert sözel disiplin kullanımı ile ergenlerin davranış sorunları ve depresif belirtileri arasında karşılıklı ilişkiler bulundu. Özellikle 13 yaşındaki sert sözel disiplin, 14 yaşındaki bazı olumsuz belirtilerde artışı öngörüyordu.
Bu sonuç her çocuğun aynı etkileri yaşayacağını söylemiyor. Çocuğun çevresi, başka güvenli ilişkileri, mizacı ve ailedeki onarıcı davranışlar da önemlidir. Yine de sert sözleri “Çocuk zaten unutur” diyerek geçiştirmek bilimsel verilerle uyuşmaz.
Çocukların hatırladığı yalnız kelimelerin kendisi değildir. Korku, utanç, şaşkınlık ve yalnız kalma hissi de hatıraya eşlik edebilir. Bu yüzden yetişkinin niyeti sevgi olsa bile kullandığı yöntem zararlı olabilir.
Sınır koymanın başka bir dili var
Sınır koymak gerekli. Bir çocuğa “Kardeşine vuramazsın”, “Camı açarken yanında olacağım”, “Ödevini birlikte planlayalım” demek mümkündür. Üstelik bunları söylerken onu küçük düşürmek gerekmez.
Öfke yükseldiğinde yetişkinin kendi davranışını düzenlemesi önem taşır. Çocuğa bağırmışsa sonradan sorumluluk alabilir: “Az önce sesimi yükselttim ve seni korkuttum. Bu doğru değildi. Yine de oyuncağı fırlatmanın neden tehlikeli olduğunu konuşmalıyız.” Böyle bir özür kuralı ortadan kaldırmaz; ilişkide onarımın nasıl yapılacağını gösterir.
“Benim ailem de böyleydi” cümlesi davranışın nereden geldiğini açıklayabilir ama sürdürülmesini haklı çıkarmaz. İnsan kendisine öğretilen dilin dışına çıkmayı öğrenebilir. Bunun için destek almak utanılacak bir şey değildir.
Disiplin sözcüğü niçin yanlış anlaşılır?
Bir çocuğa sınır koymak, onu korkutmakla aynı şey değildir. Disiplinin amacı hangi davranışın neden uygun olmadığını öğretmek, güvenliği korumak ve çocuğun özdenetim geliştirmesine yardımcı olmaktır. Utandırmak ise davranışı değil kişiyi hedef alır. “Oyuncağı fırlattığında biri yaralanabilir” açıklaması sonuçla ilgilidir; “Sen zaten yaramazsın” hükmü çocuğun kimliğini hedef alır.
Yetişkinin sinirlenmesi de insanîdir. Önemli olan bu öfkeyle ne yaptığıdır. Kendine birkaç dakika ayırmak, başka bir yetişkinden destek istemek veya konuşmayı sakinleşene kadar ertelemek mümkün olabilir. Çocuk davranışlarının sonuçlarını öğrenirken yetişkinin de öfkesini düzenlemeyi öğrenmesi gerekir. Evde tek taraflı bir öğrenme süreci yoktur.
Bir çocuk tekrar eden aşağılamalar yüzünden kendisini değersiz görmeye başlamışsa yalnız “Üzülme” demek yetmeyebilir. Tutarlı bir ilişki, yeni bir konuşma biçimi ve gerektiğinde profesyonel destek önemli olabilir. Çocuğun yanında güven duyduğu başka yetişkinlerin bulunması da koruyucu bir unsur olabilir. Ancak bu, ağır sözel saldırıların etkisini yok saymak için gerekçe yapılmamalıdır.
Geçmişte sert sözler kullanan bir ebeveynin değişmesi mümkündür. Bunun için çocuğun yaşadığını inkâr etmemek, kendi sorumluluğunu almak ve aynı davranışın tekrarını azaltacak beceriler öğrenmek gerekir. Özür, bir anda her şeyi düzeltmez. Ama çocuğa yetişkinlerin de hatalarını kabul edebileceğini gösterir. Önemli olan sözün ardından gelen tutarlı davranıştır.
Bir ailede güvenli dil kurmak için tüm yetişkinlerin aynı sınırları konuşması da işe yarar. Bir ebeveyn sürekli aşağılıyor, diğeri sessizce geçiştiriyorsa çocuk hangi davranışın kabul edilebilir olduğunu anlamakta zorlanabilir. Bu nedenle yetişkinlerin önce kendi aralarında ortak bir yaklaşım geliştirmesi önemlidir. Çocuğun güvenliği ve saygınlığı, tartışmada kimin haklı çıktığından daha değerlidir.
Yetişkin olduktan sonra ne kalır?
Çocukken sert sözler duyan herkes aynı yetişkinliğe ulaşmaz. Bir kısmı güçlü destek ilişkileri sayesinde bu deneyimleri yeniden anlamlandırır. Bir kısmı ise kendi iç sesiyle konuşurken hâlâ eski cümleleri kullanır: “Yine beceremedim”, “Ben zaten yetersizim.”
Burada önemli olan geçmişte söylenen her cümleyi ömür boyu taşımak zorunda olmamaktır. Eski dilin farkına varmak, kendi hatalarını davranış düzeyinde değerlendirmek ve gerektiğinde destek almak farklı bir iç konuşmanın kapısını açar.
Bir çocuğun korunmaya ihtiyacı vardır. Bu koruma yalnız fiziksel güvenlikten ibaret değildir. Kim olduğunu öğrenirken karşısına çıkan kelimeler de onun büyüdüğü evin bir parçasıdır. O kelimeleri dikkatle seçmek, sevginin en somut biçimlerinden biridir.




Sen ne düşünüyorsun?
Üyelik yok. Bir kez takma ad seç, her yorumunda aynı isimle devam et. Yorumlar yayımlanmadan önce incelenir.
Yorumları oku veya yorum bırak →