Başkasının Hatasını Neden Karakterine, Kendi Hatanı Şartlara Bağlarsın?

Kafede Yoğun Bir Hizmet Anı

Trafikte önündeki sürücü aniden şerit değiştirdiğinde “Ne düşüncesiz biri” diye sinirlenebilirsin. Aynı hareketi sen yaptığında ise “Kavşağı kaçırıyordum, başka çarem yoktu” dersin. Bir davranışı açıklarken karşımızdakinin karakterine, kendi davranışımızda ise içinde bulunduğumuz koşullara daha çok dikkat edebiliriz. Bu fark her zaman ortaya çıkmasa da, insan yargılarının önemli bir yanını gösteriyor: Dışarıdan gördüğümüz hikâye, içeriden yaşanan hikâyenin tamamı değildir.

İnsan başkasının ne yaptığını kolayca görür; o sırada ne bildiğini, ne kadar baskı altında olduğunu veya hangi seçeneklere sahip olduğunu çoğu kez bilmez. Bu eksikliği tamamlamak için karakter açıklamaları kullanabiliriz. “Tembel”, “umursamaz”, “kaba” gibi sözcükler hızlı karar vermeyi sağlar. Fakat bazısı durumu yanlış yansıtır. İnsanların davranışını yalnızca kişiliğe bağlamak, çevrenin rolünü olduğundan küçük görmemize yol açabilir.

Davranış önde, koşullar arkada kalır

Bir çalışan toplantıya geç kaldığında yöneticisi onun sorumsuz olduğunu düşünebilir. Çalışan ise yolda kapanan yolu, hasta çocuğunu veya bozulmuş aracı hatırlıyordur. Elbette bu açıklamalar her gecikmeyi haklı çıkarmaz. Fakat davranışın nedenini anlamak için koşulları da bilmek gerekir. Bir kez geç kalan kişiyi ömür boyu sorumsuz ilan etmek, davranışa dair sınırlı bir bilgiyi kişilik hakkında kalıcı bir karara dönüştürür.

Psikolojide temel atıf hatası veya uygunluk yanlılığı olarak anılan eğilim, insanların davranışları açıklarken kişisel özelliklere fazla, durumsal etkenlere yetersiz ağırlık verebilmesini anlatır. Durumsal bilgilerin değerlendirmeye nasıl katıldığını inceleyen bir beyin araştırması, bu tür yargıların arkasındaki süreçleri araştırıyor. Yine de tek bir deney bütün kültürlerde aynı ölçüde geçerli bir insan doğası yasası sunmaz. Kültürel deneyimler, gözlemcinin bilgisi ve koşullar farklı sonuçlar yaratabilir.

Kendi bahanen ile başkasının gerekçesi

Burada ince bir çizgi var. Kendimize koşulları hatırlatırken başkalarına hiçbir açıklama hakkı tanımayabiliriz. “Ben yoruldum, o ise ilgisiz” dediğimizde iki benzer davranışı farklı tartılarla ölçmüş oluruz. Ters yönde hata da mümkündür: Birisi sürekli zarar veriyorsa her defasında onun adına mazeret üretmek ilişkiyi sağlıklı kılmaz. Amaç kimseyi sorumluluktan kurtarmak değil, davranışı hem kişi hem durum açısından daha doğru değerlendirmektir.

Bir tartışmada “Sen zaten hep böylesin” demek, karşındakinin değişme ihtimalini ve olayın bağlamını görünmez kılabilir. Daha somut konuşmayı deneyebilirsin: “Bugünkü buluşmaya geç kaldın ve haber vermedin, bu beni zorladı.” Bu cümle hem davranışa odaklanır hem duyguya yer verir. Karşıdaki kişi açıklama yapabilir, sorumluluk alabilir veya almayabilir. En azından tartışma, karakter üzerine verilen büyük hükümlerden somut bir olayın çözümüne yaklaşır.

Tek olaydan insan tanımlamaya dikkat

Bir garson siparişini unuttu diye onun beceriksiz olduğuna hemen karar vermiş olabilirsin. Belki restoran kalabalıktı, mutfakta sorun çıktı veya çalışan o gün ilk kez göreve başlamıştı. Bunları bilmek hatayı yok saymak değildir. Siparişin gecikmesi hâlâ gerçek bir sorundur; ancak nedenini tek bir kişilik özelliğine bağlamak yerine hizmet koşullarını da görmek gerekir. İnsanların davranışını değerlendirmek, ihtiyaç duyduğunda geri bildirim vermeni engellemez. Hatta daha somut bir geri bildirim, durumun düzelmesini kolaylaştırabilir.

Bunun tersine, kendi koşullarını anlatırken sorumluluktan tümüyle kaçmak da mümkündür. “Yorgundum” açıklaması, kırıcı bir sözün etkisini tamamen ortadan kaldırmaz. Kişinin neden öyle davrandığını anlamak ile o davranışın sonuçlarına sahip çıkması iki ayrı basamaktır. İyi bir özür hem koşulları açıklayabilir hem de zararı kabul edebilir. Başkalarından bunu beklerken kendimiz de uygulayabiliriz. Empati, her şeyi mazur görmek değildir; davranışın tam resmini çıkarabilmektir.

İnsanları değerlendirdiğimiz ortamların kültürel özellikleri de fark yaratır. Bazı çevrelerde kişisel girişim ve bireysel sorumluluk daha çok vurgulanırken diğerlerinde aile, grup ve koşullar ön plana çıkar. Bu nedenle “Bütün insanlar aynı yargılama hatasını yapar” cümlesinden kaçınmak gerekir. Bir kişiyi tek davranışla tanımlamaya yöneldiğinde durup ek bilgi aramak, daha dengeli bir sonuca ulaşmanı sağlayabilir. Yargını güncellemek, güvensiz olduğun anlamına değil, yeni bilgiyi dikkate aldığın anlamına gelir.

Bir çalışma arkadaşın hakkında hüküm verirken de aynı denge işe yarar. Tek bir toplantıdaki sert ifade yerine uzun zamandaki davranışlarına, işin baskısına ve aldığı geri bildirimlere bak. Böylece ne gereksiz yere suçlayıcı olur ne de tekrar eden sorunu görmezden gelirsin.

Yargılamadan önce eksik parçayı aramak

Kendini yakaladığın anda şu soruyu sor: “Bu davranışı ben yapsaydım hangi koşulları anlatırdım?” Sonra aynı olasılıkların karşı taraf için de var olup olmadığını düşün. Bu soru onun mutlaka haklı olduğunu göstermez. Ancak kesin sonuca varmak için henüz bilmediğin şeyleri görmene yardımcı olabilir. İnsanları tek bir harekete indirgemediğimizde hem ilişkileri daha adil değerlendirir hem de gerektiğinde sınır koymak için daha sağlam gerekçelere sahip oluruz.

Davranışlar önemlidir. Tekrarlanan sözler ve seçimler hakkında karar vermek gerekir. Fakat herkes hakkında hemen karakter teşhisi koymak zorunda değiliz. Kimi zaman gördüğümüz şey yalnızca bir hareket; arkasında henüz tanımadığımız bir gün, bir koşul veya bir insan vardır. İyi yargı, kişiyi anlamaya çalışmakla gerektiğinde sorumluluk istemeyi aynı anda taşıyabilir.

Okur deneyimleri (0) · Yorum yaz

Sen ne düşünüyorsun?

Üyelik yok. Bir kez takma ad seç, her yorumunda aynı isimle devam et. Yorumlar yayımlanmadan önce incelenir.

Yorumları oku veya yorum bırak →

İlk yorumu sen yaz


Yorum yazmak için giriş yap veya kayıt ol.