Bir arkadaşınla aynı olay hakkında tartışıyorsun. O kendi görüşünü destekleyen üç haber gösteriyor, sen de karşı taraftan beş örnek getiriyorsun. İkiniz de “Bak, kanıt burada” diyorsunuz. Fakat sohbetin sonunda hiç kimse diğerinin bulduklarını gerçekten incelememiş oluyor. Sorun yalnızca bilginin eksikliği değil; hangi bilgiye bakmaya istekli olduğumuzla da ilgili olabilir.
İnsan zihni her konuyu sıfırdan, hiçbir geçmiş inancı yokmuş gibi değerlendirmez. Önceki deneyimler, değerler ve beklentiler yeni bilgiyi nasıl yorumlayacağımızı etkiler. Bir düşünceyi çoktan benimsediğimizde ona uygun örnekler daha tanıdık ve ikna edici gelebilir. Tersini gösteren bilgileri ise daha sert sorgulayabiliriz. Bu eğilim doğrulama yanlılığı ve seçici bilgi arama gibi kavramlarla tartışılıyor. Ancak herkesin her konuda yalnızca kendi tarafını dinlediğini söylemek de bilimsel açıdan aşırı genelleme olur.
Kanıt mı arıyoruz, onay mı?
Düşün ki kullandığın bir ürünün çok iyi olduğuna inanıyorsun. Beğenen kullanıcı yorumlarını hızla kabul ediyorsun. Olumsuz yorumların altında ise mutlaka başka bir neden arıyorsun: Kullanıcı yanlış kullanmıştır, rakip marka yazmıştır, beklentisi fazladır. Bu açıklamaların bir bölümü doğru olabilir. Fakat bütün olumsuz yorumları aynı hızla reddediyorsan kendine şu soruyu sorabilirsin: “Bu ürün gerçekten kötü olsaydı hangi bilgi beni fikrimi değiştirmeye ikna ederdi?” Böyle bir ölçüt bulamıyorsan değerlendirme değil, yalnızca savunma yapıyor olabilirsin.
Bilgiyi seçme davranışını araştıran bir meta-analiz, insanların görüşlerini doğrulayan bilgiye yönelmesi ile doğruluğa ulaşma amacı arasındaki gerilimi ele alıyor. Bulgular seçici maruz kalmanın tek bir nedenden doğmadığını; kişisel ilgiler, bilgi kalitesi ve koşulların da hesaba katılması gerektiğini hatırlatıyor. Bu yüzden karşı tarafın düşüncesini sırf “Yanlısın” diyerek değersizleştirmek kolaycıdır. Önce kendi kanıt seçme alışkanlığını incelemek daha dürüst bir başlangıç sağlar.
Karşı görüşü anlamak onu kabul etmek değil
Bir konuda güçlü fikrin olması doğal. Fakat karşıt kanıt okumak, karşı tarafa teslim olmak anlamına gelmez. İyi bir düşünce, kendisine yöneltilen soruları kaldırabilmelidir. İnandığın görüşün en zayıf tarafını öğrenmek, onu daha doğru savunmana veya gerektiğinde değiştirmeni sağlayabilir. Önemli olan herkesin her konuda uzlaşması değil, aynı kanıt ölçütünü iki tarafa da uygulayabilmektir. Kendi görüşünü destekleyen küçük bir çalışmayı yeterli görüp tersini gösteren büyük bir derlemeyi görmezden geliyorsan ölçü bozulur.
Tartışmaların duygusal tarafı da var. Bir görüş kimliğinin, aile alışkanlıklarının veya arkadaş grubundaki yerinin parçası hâline gelmiş olabilir. O düşünceye yöneltilen eleştiri kendine yönelmiş gibi hissedilebilir. Böyle bir durumda yalnızca daha fazla bağlantı paylaşmak konuşmayı kurtarmayabilir. Karşındakinin neyi korumaya çalıştığını anlamak, ses tonunu düşürmek ve konuşmayı kazanılacak bir yarış olmaktan çıkarmak daha verimli olabilir. Bu durum yanlış bilgiyi doğru ilan etmek anlamına gelmez.
Hangi bilgiyi neden güvenilir buluyorsun?
Sağlıkla ilgili bir paylaşım okuduğunda yalnızca sana yakın gelen sonuca bakma. Araştırmada kaç kişi var, ölçüm nasıl yapılmış, başka çalışmalar aynı sonucu bulmuş mu? Bu sorular fikir değiştirmeyi zorlaştırmak için değil, daha iyi anlamak için sorulur. Bir yakınının yaşadığı tek olumlu deneyim değerli bir hikâyedir; fakat bütün insanlar için güvenli ve etkili olduğunun kanıtı olmayabilir. Benzer biçimde bir kişinin kötü deneyimi de her durumda genel sonuç vermez. Kanıtın gücü, düşüncenin hoşuna gitmesinden ayrı değerlendirilmelidir.
Bir tartışma sırasında kendini sürekli bağlantı paylaşırken yakalarsan amacı yeniden düşün. Karşındakinin fikrini anlamaya mı çalışıyorsun, yoksa kendi tarafının üstünlüğünü kanıtlamaya mı? İkinci hedef ağır bastığında paylaşılan bilgi artarken karşılıklı anlayış azalabilir. “Hangi konuda aynı fikirdeyiz?” sorusu konuşmayı daha somut bir zemine taşıyabilir. Fakat ortak nokta bulmak uğruna açıkça yanlış veya zararlı iddiaları doğruymuş gibi kabul etmek de gerekmez. Saygı, kanıtları eşit ağırlıkta varsaymak değildir.
Kendi yanlılığını fark ettiğinde bunu karakter kusuru gibi görme. İnsanlar daha önce inandıkları şeyleri korumaya eğilim gösterebilir. Önemli olan bunun farkına varıldığında ne yapıldığıdır. Kendi görüşüne karşı güçlü bir kaynağı okumak, o kaynağın yöntemini incelemek ve fikrini küçük adımlarla güncellemek mümkündür. Yanılabildiğini kabul etmek, bütün yargılarını kaybetmek anlamına gelmez. Aksine hangi konuda ne kadar emin olduğunu daha iyi ayarlamana yardımcı olur.
Kendi fikrini sınamak için küçük bir yöntem
Bir iddia hakkında karar vermeden önce üç şey yaz: Şu an neye inanıyorum? Hangi gözlem bunu destekliyor? Hangi gözlem tersini gösterebilir? Ardından güvenilir ve birbirinden bağımsız kaynaklara bak. Sadece başlığını sevdiğin yazıları seçme; yöntemlerine, örneklemine ve sınırlamalarına dikkat et. Bunu her günlük tercihte uzun uzun yapmak zorunda değilsin. Ancak sağlık, para, güvenlik veya başka insanları etkileyen önemli konularda birkaç dakikalık duraklama ciddi bir fark yaratabilir.
Haklı çıkmayı istemek insanidir. Gerçeğe yaklaşmak ise haklı olduğumuz hissinden daha fazlasını gerektirir. Düşünceni savunurken onu değiştirebilecek kanıtlara da yer açtığında fikrini kaybetmiş olmazsın. Kendine karşı biraz daha adil, karşındakine karşı biraz daha meraklı olabilirsin. Güçlü düşünce, hiç soru almayan değil, sorulara dayanabilen düşüncedir.




Sen ne düşünüyorsun?
Üyelik yok. Bir kez takma ad seç, her yorumunda aynı isimle devam et. Yorumlar yayımlanmadan önce incelenir.
Yorumları oku veya yorum bırak →