Kendi Fikrini Herkesin Paylaştığını Neden Sanırsın?

Toplantıda Söz Alan Adam

İki arkadaş seçim günü hangi filmi izleyeceklerine karar veremiyor. Biri “Herkes zaten komedi sever” diyor, diğeri “Kimse böyle bir şeye para vermez” diye karşı çıkıyor. İkisi de kendi çevresini ve alışkanlıklarını bütün dünyanın ölçüsü gibi kullanıyor. Çoğumuz kendi düşüncemizin ne kadar yaygın olduğunu tahmin ederken kişisel deneyimimizden yola çıkarız. Bu, konuşmayı kolaylaştıran bir kestirme olabilir; ama başkaları hakkında fazla emin olmamıza da yol açabilir.

Bir görüş senin için çok doğal geldiğinde, başka birinin nasıl farklı düşünebildiğini anlamakta zorlanabilirsin. Sevdiğin müziğin herkesin hoşuna gideceğini, para harcadığın bir ürünün bütün arkadaşların için gerekli olduğunu veya senin sinirlendiğin konuya herkesin aynı tepkiyi vereceğini sanabilirsin. Oysa insanların geçmişleri, ihtiyaçları ve içinde bulundukları koşullar farklıdır. Bir davranışın çevrende sık görülmesi, toplumun tamamı için de geçerli olduğunu göstermez.

Kendi düşüncemiz neden başlangıç noktası oluyor?

İnsan başka birinin zihnine doğrudan ulaşamaz. Onun ne düşündüğünü tahmin ederken en kolay eriştiği malzeme kendi deneyimidir. “Ben olsam ne yapardım?” sorusu işe yarar bir başlangıç sağlayabilir. Sorun, orada durduğumuzda başlar. Kendini yalnızca ilk örnek olarak kullanıp farklı seçenekleri hesaba katmazsan kendi görüşünü çoğunluğun görüşü sanabilirsin. Psikolojide yanlış uzlaşma etkisi olarak bilinen eğilim, insanların kendi tutum ve davranışlarını olduğundan daha yaygın görmesiyle ilgilidir.

Sosyal yansıtma üzerine akademik bir değerlendirme, bu olguyu kişinin kendi tercihlerinden başkaları hakkında tahminde bulunmasıyla ilişkilendiriyor. Araştırmacılar yanlış uzlaşma etkisinin her zaman yalnızca hata olarak adlandırılmaması gerektiğini, insanların benzerlik tahmini yaparken kullandığı süreçlerin de incelenmesinin önemli olduğunu tartışıyor. Yani başkalarının sana benzediğini düşünmenin tümü yanlış değildir. Gerçekten ortak değerler taşıyabilirsiniz. Hata, elindeki sınırlı örneği herkes için kesin gerçek ilan etmektir.

Yakın çevre bir ayna olabilir

Çevrende benzer yaşta, aynı meslekte veya aynı sosyal ortamda insanların bulunması düşüncelerinin sık karşılık görmesini sağlayabilir. Bu durumda farklı görüşler daha uzakta kalır. Sosyal medya akışları da kişinin sık ilgilendiği konuları tekrar tekrar karşısına çıkarabilir. Bir süre sonra “Herkes bunu konuşuyor” hissi güçlenir. Oysa ekranda gördüğün insanlar toplumun rastgele seçilmiş bir örneği değildir. Arkadaş grubun, yaşadığın şehir veya çalıştığın sektör de tek başına çoğunluğu temsil etmez.

Bu yanılgı tartışmalarda sertleşebilir. “Bunu ancak aptal biri düşünür” dediğinde kendi fikrinin yaygınlığına o kadar güvenmişsindir ki farklı düşünmenin makul gerekçelerini araştırmayı bırakmışsındır. Karşındaki ise kendisinin hiç anlaşılmadığını hisseder. İnsanların görüşlerini anlamak için onları karikatürlere çevirmek yerine doğrudan sormak gerekir. “Bu konuda senin için en önemli şey ne?” sorusu, “Bunu nasıl anlamazsın?” cümlesinden çok daha fazla bilgi verir.

Toplum hakkında konuşurken küçük örnekler

Bir sohbet sırasında “Bugünlerde herkes evden çalışmak istiyor” dediğinde kendine hangi insanları kastettiğini sor. Belki yalnızca çevrendeki beş kişiyle konuştun. Bunun hiçbir değeri yok demek değil; beş kişinin deneyimi o beş kişi için gerçek. Sorun onların görüşünü milyonlarca insanın sözü gibi kullanmak. Toplumsal kanaatlerin yaygınlığını öğrenmek için temsil gücü olan araştırmalar, farklı çevrelerden veriler ve açık sorular gerekir. Sosyal medyadaki beğeni sayısı veya çok ses çıkaran bir grup bütün toplumun sesi değildir.

Yanlış uzlaşma etkisi ilişkilerde küçük kırgınlıklar da yaratabilir. Senin için özel günleri hatırlamak çok önemlidir; partnerinin de aynı önceliği taşıdığını varsayarsın. O bunu farklı yaşadığında “Beni önemsemiyor” sonucuna hemen varabilirsin. Oysa iki insan aynı yakınlığı farklı davranışlarla gösterebilir. Bu durum verilen sözlerin tutulmamasını veya sürekli ihmal edilmeyi mazur göstermez. Ancak karşı tarafın değerlerini gerçekten sormak, kendi beklentini onun doğal düşüncesi sanmaktan daha yapıcıdır.

Kimi zaman da çevrende senden farklı düşünenlerin sayısını olduğundan az tahmin edersin. Bu seni bir tartışmaya hazırlıksız yakalar. Farklı görüşlere açık olmak her görüşü eşit derecede doğru saymak değildir. Kanıt gerektiren konuda kanıta bakmak, tercih gerektiren konuda insanlara tercihlerini sormak gerekir. “Bana göre” ile “Herkese göre” arasındaki mesafe korunursa hem fikirlerini daha açık savunur hem de başkasının seni şaşırtmasına izin verebilirsin.

Başkasının cevabını gerçekten beklemek

İş arkadaşlarına hafta sonu ortak bir etkinlik önerdiğini düşün. Onların da senin kadar istekli olacağını varsaymak yerine uygun zaman, maliyet ve ilgi alanını sorabilirsin. Ailede bir tatil planı yaparken de aynı yöntem işe yarar. Birinin sessizliğini kendin gibi düşündüğünün kanıtı sayma. Kabul etmek istemediği için susuyor olabilir; değerlendirmek için zamana ihtiyaç duyabilir. Gerçek bir soru, karşı tarafa senden farklı olma izni veren sorudur.

Kendi düşünceni savunmaktan vazgeçmek zorunda değilsin. Hatta fikrin güçlü gerekçelere dayanabilir. Ancak “Ben böyle görüyorum” cümlesi ile “Herkes böyle görüyor” cümlesi arasında büyük fark var. İlki seni anlatır, ikincisi başkalarının adına konuşur. Sosyal ilişkilerin daha açık olması için düşüncelerini değiştirmekten önce bu iki cümleyi birbirine karıştırmamayı öğrenmek işe yarayabilir.

Okur deneyimleri (0) · Yorum yaz

Sen ne düşünüyorsun?

Üyelik yok. Bir kez takma ad seç, her yorumunda aynı isimle devam et. Yorumlar yayımlanmadan önce incelenir.

Yorumları oku veya yorum bırak →

Bu yazıdaki kavramlar

İlk yorumu sen yaz


Yorum yazmak için giriş yap veya kayıt ol.