Telefonu açıyorsun. Herkes bir yerde. Birileri buluşmuş, birileri konserden fotoğraf koymuş, birileri yeni bir şey satın almış.
Sen evdesin.
Bir anda yaşadığın akşam gözüne eksik görünmeye başlıyor. Oysa telefonu açmadan iki dakika önce sakindin.
Kaçırdığın şey ne?
Bir etkinliğe gitmemek başka, sürekli başka yerde daha iyi bir hayat yaşandığını düşünmek başka. Psikolojide bu ikinci duygunun bir adı var: FOMO, yani bir şeyleri kaçırma korkusu.
2025 yılında sosyal medya fenomenlerini takip eden 18–40 yaş aralığındaki 863 yetişkinin incelendiği araştırmada, daha yüksek FOMO düzeyi daha düşük sosyal, psikolojik ve finansal iyi oluşla ilişkiliydi. Çalışma, fenomenlerle kurulan tek taraflı yakınlık hissinin de kendine özgü ilişkiler taşıdığını gösterdi. Yani hikâye yalnızca “sosyal medya kötüdür” cümlesine sığmıyor.
Asıl mesele, ekranda gördüğün hayatla kendi hayatın arasında kurduğun sürekli karşılaştırma olabilir.
Her seçimin dışında kalan bir şey vardır
Bir akşam arkadaşlarınla buluşursun, evde dinlenmeyi kaçırırsın. Evde kalırsın, bir etkinliği kaçırırsın. Yeni bir işe başlarsın, başka bir işin ihtimali geride kalır.
Hiçbir insan bütün seçenekleri aynı anda yaşayamaz. Ama sosyal medya bize sanki hepsine yetişmek gerekiyormuş gibi davranır. Sürekli başka hayatlar gördüğünde kendi seçimlerinin doğal sınırları başarısızlık gibi görünmeye başlayabilir.
Başka yerdeki hayatın gölgesi
Bir paylaşımı izledikten sonra içinden “Ben neden orada değilim?” diye geçiyorsa cevabı hemen kendinde kusur arayarak verme.
Belki canın eğlenmek istiyor. Belki gerçekten uzun süredir dostlarını görmedin. Belki yalnızca bir görüntünün yarattığı geçici eksiklik hissi içindesin.
Hangisi olduğunu ayırmak, sahici bir ihtiyaçla ekrandan taşan baskıyı birbirinden ayırır.
Bir etkinliği kaçırmak nasıl bir duyguya dönüşüyor?
Arkadaşların dışarı çıkmış ve seni çağırmamış olabilir. Bu gerçekten kırıcı bir deneyimdir. Öte yandan sen çağrıldığın hâlde evde kalmayı seçmiş de olabilirsin. Telefon ekranında ikisi aynı görüntüye dönüşebilir: “Onlar orada, ben burada.”
O yüzden duygunun hangi gerçek olaydan beslendiğini anlamak gerekir. Dışlandığını düşünüyorsan ilişkinin kendisini konuşmak başka bir yol açar. Yalnız seçiminin bedelini taşıyamıyorsan kendi beklentilerin üzerine düşünmek gerekir.
Sosyal medya, hayatın en hareketli anlarını art arda gösterir. Kimse alışveriş kuyruğunda sıkıldığı her dakikayı paylaşmak zorunda değildir. Bu yüzden günün olağan tarafı ekranda görünmez olur.
Oysa hayat yalnız kutlamalar, konserler ve tatillerden oluşmaz. Sessiz bir akşam, keyifle bitirilen bir kitap, erken uyunan bir gece de yaşamın içindedir.
Bir şey kaçırdığında hayatın elinden çıkmış olmaz. Yalnız bütün seçenekleri aynı anda yaşayamadığını hatırlarsın.
**İyi bir hayat, başkalarının bütün hayatlarına aynı anda yetişmek değildir.**
---
**Kaynak ve uyarlama:** Bartosiak, Lee ve Loibl (2025), “Fear of missing out, social media influencers, and the social, psychological and financial wellbeing of young consumers”, PLOS. https://doi.org/10.1371/journal.pone.0319034
Bu yazı, yukarıdaki CC BY lisanslı araştırma esas alınarak psikoanaliz.net için özgün Türkçe anlatımla hazırlanmış bir uyarlamadır; araştırmanın birebir çevirisi değildir.
[CC BY lisansı](https://creativecommons.org/licenses/by/4.0/).
**Editör notu:** Sağlık bilgisi genel bilgilendirme amaçlıdır; uzman incelemesi bekleniyor.
FOMO yalnız etkinlik kaçırma korkusu değildir
FOMO’nun altında çoğu zaman daha derin bir ihtiyaç vardır: geride kalmamak, unutulmamak, hayatın dışında bırakılmamak. İnsan yalnız bir daveti değil, ait olma hissini kaçırmaktan da korkar. Bu yüzden ekrandaki bir fotoğraf, olduğundan daha büyük bir duygusal ağırlık taşıyabilir.
O akşam evde kalmak bir sorun olmayabilir. Fakat başkalarının hayatı daha dolu, daha canlı ve daha değerli görünmeye başladığında, kendi hayatın anlamsızlaşmış gibi hissedilebilir.
Hayatın doluluğu görünürlükle ölçülmez
Sessiz geçen bir akşam da hayatın parçasıdır. Dinlenmek, geri çekilmek, yalnız kalmak ya da az sayıda insanla derin ilişki kurmak; bunların hiçbiri eksiklik sayılmaz. Ekran, yüksek sesli ve parlak olanı öne çıkarır. Oysa insanın iyi oluşu her zaman böyle görünmez.
Kendi hayatını ekranın hızına göre yargılamak yerine, sana iyi gelen ritmi fark etmek çok daha değerlidir. Kaçırdığını düşündüğün şey her zaman gerçekten ihtiyaç duyduğun şey olmayabilir.
Kaçırdığın etkinlik değil, ait olma hissi olabilir
Bir fotoğrafa bakıp içinin sıkılması her zaman o mekâna gitmek istediğin anlamına gelmez. Belki davet edilmemiş olmak dokunmuştur. Belki arkadaşlığının ne kadar güçlü olduğunu sorgulamışsındır. Belki de kendi akşamının başkalarına göre daha az değerli olduğunu düşünmeye başlamışsındır.
FOMO'yu yalnız yeni bir etkinlik bulup çözmeye çalışmak bu nedenle sonuç vermeyebilir. İnsan hayatı sürekli dolu bir takvimden oluşmaz. Dinlenme, boş zaman, sıradan bir yemek ve sessiz bir sohbet de yaşamın değerli parçalarıdır. Bunların sosyal medyada ilgi çekmemesi onları değersiz yapmaz.
Bir akşam evde kalmayı seçtiğinde kendine sor: Bu karar bana ne sağlıyor? Uyku mu, huzur mu, bütçemi koruma mı, kendi düşüncelerime alan açma mı? Kendi nedenini görebildiğinde başkalarının programı senin hayatının tek ölçüsü olmaktan çıkar.
Kaynak lisansı: CC BY (PLOS). Türkçe uyarlama; özgün araştırmanın bağlantısı yukarıdadır.




Sen ne düşünüyorsun?
Üyelik yok. Bir kez takma ad seç, her yorumunda aynı isimle devam et. Yorumlar yayımlanmadan önce incelenir.
Yorumları oku veya yorum bırak →