Birinin tatil fotoğrafına bakıyorsun. Ardından bir başkasının evine. Sonra yeni işini kutlayan bir arkadaşın çıkıyor karşına.
Kendi günün değişmedi. Evin aynı ev, işin aynı iş. Ama kendinle ilgili hissin bir anda küçüldü.
Sosyal medya bunu nasıl başarıyor?
İnsan kendini neye göre ölçer?
Kendimizi anlamak için başkalarına bakarız. Bu çok eski bir insan davranışı. Fakat sosyal ağlarda karşımıza çıkan görüntüler hayatın tamamını göstermiyor. Çoğu kişi en iyi anını seçiyor, başarısını duyuruyor, beğendiği fotoğrafı yayımlıyor.
Bir başkasının seçilmiş anını kendi sıradan gününle karşılaştırdığında ölçü bozuluyor.
2020 tarihli bir çalışma, Instagram kullanan 18–49 yaşlarındaki 974 kadının yanıtlarını inceledi. Sosyal karşılaştırma biçimleriyle benlik saygısı, yaşam doyumu ve ruhsal belirtiler arasında ilişkiler bulundu. Çalışma, fotoğraf görmenin tek başına depresyona neden olduğunu kanıtlamıyor. Ama karşılaştırmanın nasıl kurulduğunu ciddiye almak için nedenimiz var.
Görmediğin kısım da hayatın parçası
Birinin terfi kutlamasını görüyorsun; öncesindeki reddedilmeleri görmeyebilirsin. Güzel bir tatil karesini görüyorsun; o kişinin yorgunluğunu, maddi kaygısını, evde yaşadığı tartışmayı bilmiyorsun.
Paylaşım yalan olmak zorunda değil. Sadece eksik.
Biz de bu eksik görüntüyü tam bir hayat gibi değerlendiriyoruz. Sonra kendi hayatımızın bütün ağırlığını onun birkaç saniyesine karşı tartıyoruz.
Kendini kimin hayatıyla yarıştırıyorsun?
Bir paylaşım seni kötü hissettirdiğinde durup şu soruyu sor: “Bu görüntü bana gerçekten ne anlatıyor?” Belki bir başarıyı gösteriyor. Belki özenle hazırlanmış bir fotoğrafı. Daha fazlasını otomatik olarak bilemezsin.
Sosyal medya hesabının başkalarının başarılarını izleme defterine dönüşmesi gerekmiyor. Seni besleyen, meraklandıran ve gerçek bağlantılar kurmana yardımcı olan içeriklere yer açabilirsin.
Karşılaştırmanın sessiz kuralı
Sosyal ağlarda kendimizi bir fotoğrafla kıyasladığımızda daha derin bir hata yapıyoruz: Karşımızdaki kişiyi sonuçlarıyla, kendimizi süreçlerimizle görüyoruz. Onun başardığı işi biliyoruz; kendi yorulduğumuz akşamları da. Bu iki bilgi eşit ağırlıkta değil.
Bunun sonucunda kıyaslamanın hedefi sürekli değişiyor. Birinin işi daha iyi, ötekinin ilişkisi, bir başkasının görünüşü. Zihin tek bir kişiye değil, onlarca insanın en beğenilen anlarından oluşan hayalî bir kişiye yetişmeye çalışıyor.
Bu insan gerçekte yaşamıyor.
Bir fotoğraf seni motive edebilir. Birinin başarısı yeni bir hedef koymana yardım edebilir. Sorun, gördüğün her görüntüyü kendine karşı kanıt olarak kullanmakta.
Takip ettiğin hesapların sende nasıl bir duygu bıraktığını gözlemlemek yararlı olabilir. İlham veren içerikle sürekli yetersizlik duygusu yaratan içerik aynı izlenimi bırakmaz. Hangi deneyimin sana ait olduğunu ayırmak, ekranın ölçüsünü değil kendi hayatının gerçekliğini önemsemene yardım eder.
**Bir başkasının vitrinine bakarak kendi hayatının değerini ölçemezsin.**
---
**Kaynak ve uyarlama:** Jabłońska ve Zajdel (2020), “Artificial neural networks for predicting social comparison effects among female Instagram users”, PLOS. https://doi.org/10.1371/journal.pone.0229354
Bu yazı, yukarıdaki CC BY lisanslı araştırma esas alınarak psikoanaliz.net için özgün Türkçe anlatımla hazırlanmış bir uyarlamadır; araştırmanın birebir çevirisi değildir.
[CC BY lisansı](https://creativecommons.org/licenses/by/4.0/).
**Editör notu:** Sağlık bilgisi genel bilgilendirme amaçlıdır; uzman incelemesi bekleniyor.
Karşılaştırma görünmeyen kurallarla çalışır
İnsan sosyal medyada yalnız fotoğraf görmez; aynı anda ölçü de görür. Kimin daha mutlu, daha bakımlı, daha başarılı, daha ilgi çekici olduğu hakkında sessiz bir sıralama oluşur. Sorun şu ki bu sıralama hayatın tamamına değil, vitrine bakılarak yapılır.
Kendi karmaşık gününü başkasının seçilmiş kareleriyle yan yana koyduğunda, sonuç çoğu zaman haksız olur. Yine de duygu gerçek kalır: küçülme, yetersizlik, geri kalmışlık.
Kendini korumak için neye dikkat etmeli?
Takip edilen hesaplar ruh hâlini belirgin biçimde etkileyebilir. İçinde sürekli eksiklik duygusu bırakan içerikler, yalnız zaman değil özsaygı da tüketir. Kimi insan için çözüm süreyi azaltmaktır; kimi içinse yalnız tetikleyici hesapları sessize almaktır.
Asıl amaç sosyal medyayı tamamen şeytanlaştırmak değil, onun sende ne yaptığını ciddiye almaktır. Bir içerik sana ilham veriyorsa başka, seni sürekli eksik hissettiriyorsa başkadır. Aradaki farkı görmek, özdeğeri korumanın önemli yollarından biridir.
Karşındaki görüntü, hayatın tamamı değil
Bir fotoğrafın kadrajına nelerin girmediğini düşün. İş görüşmesindeki reddedilme, evdeki tartışma, uykusuz gece, bankadaki kaygı, sabahki kırgınlık... Paylaşan kişinin hayatında bunların hiçbirinin bulunmadığını bilmiyorsun. Ama ekran, gördüğün parçayı bütünün yerine koymaya çok elverişlidir.
Bu yüzden sosyal karşılaştırma yaşadığında yalnız karşıdaki kişiye bakma. Kendi hayatının hangi bölümünü o fotoğrafla kıyasladığını da fark et. Sen kendi yorgun sabahını, onun en iyi gününden seçilmiş birkaç saniyeyle yan yana getiriyor olabilirsin. Bu, adil bir karşılaştırma değildir.
Bir hesabın sana sürekli yetersizlik duygusu bırakması, onu takip etmeye devam etmek zorunda olduğun anlamına gelmez. Dijital çevreni düzenlemek, gerçek çevreni düzenlemek kadar kişisel bir tercihtir. Her görüntüye zihninde yer vermek zorunda değilsin.
Kaynak lisansı: CC BY (PLOS). Türkçe uyarlama; özgün araştırmanın bağlantısı yukarıdadır.




Sen ne düşünüyorsun?
Üyelik yok. Bir kez takma ad seç, her yorumunda aynı isimle devam et. Yorumlar yayımlanmadan önce incelenir.
Yorumları oku veya yorum bırak →