Telefon ekranında onlarca insan var. Fotoğraflar, yorumlar, mesajlar, yeni hikâyeler… Bir saat geçiyor. Sonra bir saat daha. Ekranı kapattığında odadaki sessizlik hâlâ yerinde.
Bir insan bu kadar kişiyle bağlantı kurup nasıl yalnız hissedebilir?
Görünür olmak, yakın olmak değildir
Sosyal medya bize başkalarının hayatından kesitler sunar. Bir arkadaşın nereye gittiğini öğrenirsin. Uzun süredir konuşmadığın birinin evlendiğini görürsün. Bir başkası yeni işine başlamıştır. Hepsinden haberdarsındır. Fakat haberdar olmakla birinin hayatında gerçekten yer almak aynı şey değildir.
Almanya'da 2020 kapanmaları öncesinde ve sırasında veri toplayan bir araştırma, bu ayrımı görünür kıldı. Yüz yüze görüşmenin sınırlandığı dönemde sosyal medya kullanımı arttıkça katılımcıların bildirdiği yalnızlık da daha yüksek düzeydeydi. Araştırmacılar, görüntülü görüşme gibi daha zengin iletişim biçimlerinin bu tabloyu hafifletebileceğine ilişkin işaretler de gördü.
Çalışma sosyal medyanın herkesi yalnızlaştırdığını kanıtlamıyor. İncelenen dönem sıra dışıydı: İnsanlar evlerinden çıkamıyor, alıştıkları ilişkileri sürdüremiyordu. Yine de sonuç önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Biz bağlantı kurduğumuzu düşünürken gerçekten ne yapıyoruz?
İzlemekle konuşmak arasındaki fark
Bir arkadaşının paylaşımlarını her gün izleyebilirsin. Ne yediğini, nerede gezdiğini, hangi kitabı aldığını bilirsin. Fakat gününün kötü geçtiğini ona anlatabiliyor musun? Senin de konuşmak istediğini fark ediyor mu?
Yakınlığın gücü yalnız bilgi miktarından gelmez. Karşılıklı ilgi, dikkat, güven ve devamlılık gerekir. Başkalarının hayatlarını seyretmek, kendi ilişkilerimizin yerini doldurmak zorunda değildir.
Ekrandan çıkınca geriye ne kalıyor?
Kendine küçük bir soru sor: Bugün kaç paylaşım gördüm değil, kaç kişiyle gerçekten konuştum?
Bir arkadaşına kısa bir sesli mesaj göndermek, birlikte yürümeyi teklif etmek ya da içten bir sohbet başlatmak, onlarca içeriğin arasında dolaşmaktan farklı bir deneyim yaratır. Sosyal medya ilişki kurmak için kullanılabilir. Ama ilişkinin kendisi yerine geçtiğinde geride eksiklik hissi bırakabilir.
Başkalarının hayatını seyretmek nereye kadar?
Akşam işten geldiğinde yorgun hissediyorsun. Yüz yüze görüşmeye enerjin yok. Telefonu açıp arkadaşlarının paylaşımlarını izliyorsun. Bu seçim anlaşılır. Ama tek iletişim biçimin uzun süre bu olursa, arkadaşlarınla aranda olup bitenleri bildiğin hâlde onlara söyleyecek sözün azalmış gibi hissedebilirsin.
Buradaki mesele ekran süresini ahlaki bir sınava dönüştürmek değil. Günlük kullanımın içindeki ilişki türlerini ayırmak. Bir gönderiyi beğenmek başka; birine “Bugünün nasıl geçti?” diye sorup cevabını dinlemek başka. Sosyal medya ikisine de izin veriyor. Hangisini daha çok yaptığın önemli.
Kendine bir hafta boyunca küçük bir gözlem yapabilirsin: Ekranı kapattığında yakınlık mı hissediyorsun, eksiklik mi? Hangi konuşmalar sana iyi geliyor? Hangi uygulamadan çıkınca hiç kimseyle temas etmemiş gibi hissediyorsun?
Bu soruların amacı telefonu suçlamak değil. İhtiyacın olan bağın nerede kurulabildiğini görmek.
**Kalabalık bir ekran, dolu bir hayatla aynı şey değildir.**
---
**Kaynak ve uyarlama:** Jütte ve arkadaşları (2024), “When the antidote is the poison: Investigating the relationship between people’s social media usage and loneliness when face-to-face communication is restricted”, PLOS. https://doi.org/10.1371/journal.pone.0296423
Bu yazı, yukarıdaki CC BY lisanslı araştırma esas alınarak psikoanaliz.net için özgün Türkçe anlatımla hazırlanmış bir uyarlamadır; araştırmanın birebir çevirisi değildir.
[CC BY lisansı](https://creativecommons.org/licenses/by/4.0/).
**Editör notu:** Sağlık bilgisi genel bilgilendirme amaçlıdır; uzman incelemesi bekleniyor.
Yalnızlığı artıran şey yalnız ekran süresi değildir
Burada kritik nokta, sosyal medya kullanımının niteliğidir. Bir içeriği pasif biçimde izlemekle biriyle gerçek bir bağ kurmak aynı etkiyi yaratmaz. Saatlerce ekrana bakıp yine de anlaşılmadığını hissetmenin nedeni biraz da budur. İnsan ruhu yalnız bilgiyle değil, karşılıkla beslenir. Seni duyan, cevap veren, sesindeki kırılmayı fark eden bir temas ararsın. Ekran dolu olsa da o temas yoksa geride sessizlik kalır.
Bu yüzden sosyal medya kullanımı arttığında kendini daha boş hissetmen şaşırtıcı değil. Sorun yalnız süre değildir; orada ne yaptığın, kiminle ilişki kurduğun ve ekrandan çıktıktan sonra kendini nasıl hissettiğin de önemlidir. Bir uygulamadan çıktığında daha gergin, daha eksik ya da daha dışarıda kalmış hissediyorsan, bu duygu sana önemli bir şey söylüyordur.
Ne işe yarar bir kullanım sayılabilir?
Kendine şu soruyu sormak iyi gelir: ‘Burada gerçekten bağlantı mı kuruyorum, yoksa yalnızca başkalarının hayatını mı izliyorum?’ Bu soru küçük görünür ama yön değiştirir. Bir arkadaşına sesli mesaj atmak, görüntülü arama yapmak, uzun süredir konuşmadığın biriyle gerçekten konuşmak, yalnızlığı pasif izlemeye göre çok daha güçlü biçimde hafifletebilir.
Sosyal medya hayatın tek ölçüsü hâline geldiğinde, insan kendi hayatını başkalarının seçilmiş anlarına karşı savunmak zorunda kalır. Oysa hiçbir insan sürekli parlak değildir. Bunu akılda tutmak, ekrandaki hayatla gerçek hayat arasındaki farkı korumaya yardım eder.
Birine yetişmek başka, birinin yanında olmak başka
Kısa bir bildirim anlık olarak iyi hissettirebilir. Bir arkadaşının fotoğrafına yorum bırakırsın, birinden kalp gelir, iki mesaj yazışırsınız. Sonra herkes kendi akışına döner. Sende kalan duygunun kalıcı bir yakınlık olup olmadığını ise bildirim sayısı söylemez. İlişki, insanın kendisini olduğu gibi gösterebildiği yerde derinleşir.
Eğer gün sonunda kendini yalnız hissediyorsan, bunu yalnızca ekranı kapatman gereken bir sorun olarak görme. Belki uzun süredir gerçekten konuşmadığın birine ihtiyaç duyuyorsun. Belki de zaman ayırdığın ilişkilerin içinde kendin gibi davranamıyorsun. Bu sorular, uygulamanın kaç saat açık kaldığından daha anlamlı bir başlangıç sunabilir.
Sosyal medya ne bütünüyle düşmandır ne de tek başına yakınlık sağlar. Onu hayatına hangi ilişkiyi eklemek için kullandığın, içeride bıraktığı duyguya da yön verir.
Kaynak lisansı: CC BY (PLOS). Türkçe uyarlama; özgün araştırmanın bağlantısı yukarıdadır.




Sen ne düşünüyorsun?
Üyelik yok. Bir kez takma ad seç, her yorumunda aynı isimle devam et. Yorumlar yayımlanmadan önce incelenir.
Yorumları oku veya yorum bırak →