Zihnin Neden Hep En Kötü Senaryoyu Yazıyor?

İstasyonda Endişeli Bekleyiş

Yakının aramana cevap vermiyor. İlk düşünce sıradan: “Meşguldür.” Beş dakika sonra aklına başka bir ihtimal geliyor. Ya telefonu kapandıysa? Ya başına bir şey geldiyse? Bir süre sonra elinde hiçbir yeni bilgi yok ama zihnin bir felaket filmi tamamlamış durumda.

İnsanın hayal gücü yalnız güzel ihtimaller üretmez. Tehlikeleri de önceden düşünür. Sorun, ihtimalin kanıt yerine geçmeye başladığı anda ortaya çıkar.

Korkutucu düşünce, gerçekleşmiş olay değildir

Bir düşüncenin canlı olması onun doğru olduğu anlamına gelmez. Zihin, özellikle önem verdiğin insanlarla veya kontrol edemediğin konularla ilgili boşlukları kendi tahminleriyle doldurabilir. Olayın ayrıntıları eksikse en kötü ihtimal daha güçlü görünür. Çünkü kaybetmekten korktuğun şey önemlidir.

Burada kaygının yarattığı bir karışıklık var. “Kötü bir şey olabilir” cümlesiyle “Kötü bir şey oluyor” cümlesi aynı değildir. İlkinde geleceğe ilişkin tahmin vardır. İkincisinde şu ana ait bir iddia. İkisini birleştirdiğinde daha ortada gerçekleşmiş bir olay yokken acısını yaşamaya başlarsın.

Hazırlıklı olmakla felaketi beklemek aynı değil

Önemli bir yolculuğa çıkmadan arabayı kontrol etmek hazırlıktır. Yolculuğu günlerce hayalî kazalarla geçirmekse sorun çözmez. Kaygı çoğu zaman “Seni koruyorum” diyerek kendini haklı çıkarır. Fakat koruma, somut adımla birleşmediğinde yalnız tekrar eden düşünce olarak kalır.

Yaygın kaygı bozukluğu için klinik kılavuzlar, olumsuz sonuçların olasılığını abartma, başa çıkma gücünü olduğundan düşük görme ve belirsizliğe katlanmakta zorlanma gibi örüntülere odaklanıyor. Bilişsel davranışçı yaklaşımlar, kişinin bu düşüncelerini ele alırken kaçınma ve sürekli güvence arama gibi davranışlarını da değerlendiriyor.

Zihin neden hep kesin bir cevap ister?

Belirsizlik insana rahatsızlık verebilir. Bu nedenle kötü bir sonucu düşünmek, hiç bilmemekten daha yönetilebilir gibi gelir. En azından kendini hazırladığını hissedersin. Ama sürekli kötüye hazırlanmak, hiçbir şey olmadan da seni yıpratır. Üstelik her ihtimali düşünmek gerçek olayları kontrol etme gücü sağlamaz.

Kendine “Şu an bildiğim şey ne?” diye sor. Telefon açılmadı mı? Bu bir gerçek. “Kesin başına kötü bir şey geldi” ise tahmin. Sonra başka açıklamaları düşün: toplantı, uyku, biten şarj, trafik. Amaç kendini zorla iyimser yapmak değil, tek bir ihtimali bütün gerçeğin yerine koymamaktır.

Başka birinin cevabına bağımlı kalma

Sürekli “Bir şey olmadı, değil mi?” diye güvence istemek kısa süre rahatlatabilir. Ancak her kaygıda dışarıdan kesinlik aramak, belirsizliğe dayanma becerisini geliştirmeyi zorlaştırabilir. İnsan güven duygusunu tek bir mesajın gelmesine bağladığında mesaj gelmediği her an yeniden alarm başlar.

Gerçek bir güvenlik riski varsa uygun adım atmak gerekir. Fakat elde yalnız tahmin varsa kendi gününü tamamen askıya almak zorunda değilsin. Küçük bir işe dönmek, bedeni hareket ettirmek veya destekleyici biriyle konuşmak bu sırada işe yarayabilir.

Kaygı geleceği tek bir karede gösterir

En kötü senaryoyu düşündüğünde genellikle olayın ilk korkutucu anına odaklanırsın. Hastaneden gelen bir telefon, işten çıkarıldığını öğrenmek, sevdiğin biriyle tartışmak… Zihin sahneyi orada durdurur. Sonrasında kimden destek alabileceğini, nasıl toparlanabileceğini veya hangi seçeneklerin bulunabileceğini çoğu zaman hesaba katmaz. Böylece hayal edilen sonuç daha da dayanılmaz görünür.

Bu, ciddi risklerin önemsiz olduğu anlamına gelmez. Gerçek bir sorun varsa plan yapmak gerekir. Fakat plan, belirli sorulara cevap verir: “Kime haber vereceğim?”, “Hangi bilgiye ihtiyacım var?”, “Bugün ne yapabilirim?” Felaket senaryosu ise aynı korkuyu ayrıntılandırır ama çoğu zaman yeni eylem üretmez.

Bir yakınının kaygısıyla nasıl konuşmalı?

Sürekli kötü sonuç düşünen birine “Saçmalama” demek kolaydır. Fakat bu söz, kişinin yaşadığı korkuya bir de utanma duygusu ekleyebilir. Daha gerçekçi yaklaşım, önce kaygısını duymak sonra tahminle bilgiyi ayırmaktır. “Korktuğunu anlıyorum. Şu an elimizde ne var?” sorusu hem ilişkiyi korur hem düşünmeyi somutlaştırır.

Kendine de bu tonda konuşabilirsin. “Yine gereksiz endişeleniyorum” yerine “Şu an zihnim kötü bir ihtimali öne çıkarıyor” demek daha adildir. Düşünceyi görmek onu onaylamak değildir. Gerçekleri kontrol etmekle düşüncenin peşinde sürüklenmek arasındaki farkı öğrendikçe kararların da netleşebilir.

Haber okumakla sürekli alarmda kalmak aynı değil

Gerçek bilgiye ulaşmak önemlidir. Ancak gün içinde aynı kötü haberi defalarca okumak, her seferinde yeni bir çözüm sağlamayabilir. Ekranda art arda tehlike görüntüleri görmek zihnin dikkatini yalnız risklere çevirebilir. Özellikle yoğun kaygı dönemlerinde haber ve bildirimlerle kurduğun ilişkiyi gözden geçirmek yararlı olabilir.

Bu, dünyadaki sorunları görmezden gelmek anlamına gelmez. Güvenilir bir kaynaktan bilgi almakla aralıksız uyarı tüketmek farklıdır. Bilgiyi ne için kullandığını sor: Somut bir tedbir almak için mi okuyorsun, yoksa korkuya kesin cevap aramak için mi? Yanıtı fark etmek gününün ne kadarını bu kaygıya ayıracağını yeniden belirlemene yardımcı olur.

Felaketi önceden yaşamak seni korumaz

Kötü bir olay yaşandığında insanın dayanma gücü, çevresi ve destek kaynakları devreye girer. Zihin ise geleceği düşünürken çoğu zaman bunları hesaba katmaz. Kendini en güçsüz hâlinde hayal eder. Bu yüzden tahmin ettiği felaket daha da büyük görünür.

Her korkutucu ihtimalin peşinden gidemezsin. Zihninin senaryolarını fark edip onlara gerçek muamelesi yapmamayı öğrenebilirsin. Düşünce gelmiş olabilir; yine de günün geri kalanını yönetmek zorunda değildir.

Okur deneyimleri (0) · Yorum yaz

Sen ne düşünüyorsun?

Üyelik yok. Bir kez takma ad seç, her yorumunda aynı isimle devam et. Yorumlar yayımlanmadan önce incelenir.

Yorumları oku veya yorum bırak →

İlk yorumu sen yaz


Yorum yazmak için giriş yap veya kayıt ol.