Birisi “Nasılsın?” diye soruyor. İçinden anlatmak geçiyor ama ağzından hazır cevap çıkıyor: “İyiyim.” Ardından gülümseyip konuyu değiştiriyorsun. Oysa geceleri uyuyamıyorsun, bir süredir canın hiçbir şeye yetişmek istemiyor, kafanda çözülmemiş meseleler var.
Dışarıdan sağlam görünmek ile içeride gerçekten dayanıklı olmak aynı şey değil. İnsan her yükü tek başına taşıdığında güçlü görünür; fakat kimsenin o yükü fark etmesine de izin vermez.
Güçlü görünmenin görünmeyen bedeli
Çocukluğundan beri “Ağlama”, “Dik dur”, “Kimseye muhtaç olma” sözlerini duymuş olabilirsin. Bu cümleler sana zor anlarda işe yarayan bir disiplin kazandırmış olabilir. Ama bir noktadan sonra yardım istemek zayıflık, üzgün görünmek yenilgi gibi algılanır. Duygu hâlâ oradadır; yalnız gösterilmez.
İnsan bir durumu bastırırken iki iş yapar. Bir tarafta zor duyguya dayanır, öte tarafta onun yüzüne, sesine, bedenine yansımasını yönetir. Sohbetin içinde bulunur ama aynı anda kendi ifadesini gözetler. Bu da ilişkiyi yorucu bir performansa çevirebilir.
Karşındaki kişi seni nereden tanıyacak?
Bir arkadaşını düşün. Her buluşmada iyi olduğunu söylüyor, hiçbir sorusunu açmıyor, ihtiyacı olduğunda bile geri çekiliyor. Ona nasıl destek olacağını bilebilir misin? Güvenilir bir insan olsan bile kapalı duran bir kapıdan içeri giremezsin.
Duyguları saklamak işte bu yüzden yalnız kişinin içinde kalan bir davranış değildir. İlişkinin bilgi akışını da keser. Başkalarının seni tanımasına, ihtiyaçlarını anlamasına ve yanında durmasına engel olur. Sonra çevrende insanlar olduğu hâlde “Kimse beni anlamıyor” duygusu büyüyebilir.
Üniversite öğrencileriyle yürütülen bir araştırma, duyguları yeniden değerlendirme ve dışa vurumu bastırma biçimlerinin sonraki kaygı ve depresif duygu düzeyleriyle ilişkisini sosyal destek üzerinden inceledi. Bulgular, duyguyu bastırmanın daha düşük algılanan sosyal destekle birlikte ilerleyebildiğini gösterdi. Bu sonuç tek bir kişide kesin neden-sonuç kurmak için yeterli değil; ama görünmez olmakla yalnız hissetmek arasındaki bağlantıyı anlamak için önemli.
Açılmak, her şeyi herkese anlatmak değildir
Duygularını paylaşmakla sınırlarını kaybetmek arasında fark vardır. Her iş arkadaşının senin aile sorunlarını bilmesi gerekmez. Her tanıştığın insana geçmişini anlatmak zorunda değilsin. Güven duygusu olmayan bir ortamda susmak sağlıklı bir tercih de olabilir.
Asıl mesele, yanında güvende hissettiğin insanlara bile hiçbir şey söyleyememektir. Bir dosta “Bir süredir çok yoruldum” diyebilmek, bütün hikâyeyi anlatmanın ilk şartı değildir. Küçük ve dürüst bir cümle, samimi bir temasın başlamasına yeter.
Kırılganlık karşılıklı ilişki kurar
Birinin yanında ağlamak, onun senden güçlü olduğu anlamına gelmez. Yardım istemek, bütün kararlarını ona bırakmak değildir. Kendi hayatının sorumluluğunu taşırken destek alabilirsin. İnsanın dayanıklılığı, duygularını tamamen ortadan kaldırmasında değil, onları tanıyıp uygun bir yerde ifade edebilmesinde de görünür.
Yakın bir arkadaşınla konuşurken hemen çözüm istemeyebilirsin. “Bana akıl verme, yalnız dinlemeni istiyorum” demek bile güçlü bir sınırdır. Böylece ilişkinin nasıl ilerlemesi gerektiğini tarif edersin. Hem kendini açarsın hem kontrolü kaybetmezsin.
İçini açacağın kişiyi seçmek hakkındır
İnsanlar duygularını saklamayı bıraktığında herkese aynı yakınlığı göstermek zorunda değildir. İşyerindeki bir yöneticiyle, çocukluk arkadaşınla ve kardeşinle kurduğun ilişkinin sınırları farklıdır. Birine yalnız “Zor bir dönemden geçiyorum” dersin. Başkasına olayın ayrıntılarını anlatırsın. Bu seçim gizli kapaklı olmak değil, kendine ait bilgileri yönetmektir.
Önemli olan bu seçimi korkuyla otomatik olarak yapıp yapmadığındır. Herkesin seni küçümseyeceğine inanıyorsan, gerçekten güvenilir insanları da aynı uzaklıkta tutabilirsin. Bu noktada bir kişinin davranışını gözlemlemek, hemen bütün hayatını anlatmadan küçük bir paylaşım yapmak, yakınlığın nasıl kurulduğunu görmene yardım eder. Güven bir anda verilmek zorunda değildir; karşılıklı deneyimle gelişebilir.
İnsanların senin adına karar vermesini istemeyebilirsin
Bir derdini anlattığında karşındaki hemen çözüm sunabilir. “Şunu yap, bunu söyle, oradan ayrıl” gibi cümleler iyi niyetle kurulsa da kendini anlaşılmamış hissettirebilir. İşte burada ihtiyacını açık söylemek önemlidir. “Bana şu an seçenek saymandan çok dinlemen iyi gelir” demek, ilişkide iletişimi kolaylaştırır.
Aynı özeni sen de bir başkasına gösterebilirsin. Üzgün görünene hemen ne yapması gerektiğini söylemek yerine, konuşmaya hazır olup olmadığını sor. İnsanların duygularını paylaşabilmesi için önce yargılanmayacaklarına inanmaları gerekir. Bu güveni kurmak büyük sözlerden çok, karşılıklı küçük davranışlarla olur.
Kendini anlatmanın küçük bir denemesi
Bir haftadır konuşmadığın bir arkadaşına mesaj atıp “Bir süredir yoğun hissediyorum, müsait olduğunda konuşabilir miyiz?” diyebilirsin. Bu cümle bütün sırlarını açmaz. Yalnız ilişkiye gerçek bir temas imkânı sunar. Karşındaki kişi hazır değilse başka bir zaman seçebilirsin. İhtiyaç söylemek, karşıdakinden sınırsız ilgi istemek değildir.
Bir yakınından destek gördüğünde hemen borçlu hissetmek zorunda değilsin. Yakın ilişkiler yalnız güçlü görünen insanların birbirine başarı anlattığı yerler değildir. İki insanın farklı zamanlarda birbirine dayanabildiği alanlardır. Sen de başka bir gün onun yanında olabilirsin. Karşılıklı güven böyle büyür. Duygunu söylemek her şeyi çözmese de yalnız kalma zorunluluğunu azaltabilir.
Hep iyi olmak zorunda değilsin
Günün sonunda sorulması gereken soru “Kimse beni zayıf gördü mü?” değil, “Ben bugün kendime ne kadar dürüst davrandım?” olabilir. İçeride ağrırken dışarıya sürekli gülümsemek, insanı kendinden uzaklaştırır.
Güçlü olmak her duygunu saklamak değildir. İhtiyacın olduğunda konuşmak, “Bunu tek başıma taşıyamıyorum” diyebilmek ve karşındakine sana yaklaşacak kadar alan bırakmak da güçtür. İlişkiler kusursuz yüzlerden değil, gerçek insanlardan oluşur.




Sen ne düşünüyorsun?
Üyelik yok. Bir kez takma ad seç, her yorumunda aynı isimle devam et. Yorumlar yayımlanmadan önce incelenir.
Yorumları oku veya yorum bırak →