Herkesi Memnun Etmeye Çalışırken Kendi İsteklerini Nasıl Kaybedersin?

Sıcak Mutfağın Neşeli Hazırlığı

Bir arkadaş grubunda nereye gidileceği soruluyor. Senin istediğin bir yer var. Söylemiyorsun. “Siz bilirsiniz” diyorsun. İş yerinde sorumluluklar dağıtılıyor, en ağır iş sana kalıyor. İtiraz etmiyorsun. Evde herkesin duygusunu takip ediyor, kendi yorgunluğunu en sona bırakıyorsun.

Dışarıdan bakıldığında uyumlu, yardımsever ve güvenilir birisin. İçeriden bakıldığında ise kendine ait isteği duymakta zorlanıyorsun. İnsan sürekli başkalarının beklentisini hesaplarken kendi sesini arka plana atabilir.

İyi görünmek ile iyi hissetmek farklıdır

Çevresine özen göstermek değerli bir özelliktir. Sorun, bu özenin korkudan beslenmesidir. Birini hayal kırıklığına uğratmamak için her şeye razı olduğunda, dışarıdan huzur varmış gibi görünür. Oysa içeride birikmiş bir itiraz durur.

Bu davranışın tek bir nedeni yoktur. Kimi insan çatışmadan korkar; kimi kabul görmek ister; kimi karşı tarafın öfkesinden çekinir. Önemli ayrım, fedakârlığın özgürce yapılıp yapılmadığıdır. İstemediğin bir şeye hayır diyebiliyorsan yardım etmek bir seçimdir. Diyemiyorsan yardım, sessiz bir yük hâline gelir.

Her gün bu şekilde davranan biri zamanla kendi ihtiyaçlarını tanımlamakta zorlanabilir. “Ben ne istiyorum?” sorusu yabancı gelebilir. Çünkü zihin otomatik olarak “Karşımdaki ne ister?” sorusuna alışmıştır.

İnsan kendi sesini nasıl susturur?

İlişkilerde kendini susturma üzerine çalışmalar, kişinin çatışma, reddedilme veya ilişkinin kaybı korkusuyla düşünce ve duygularını ifade etmekten vazgeçebildiğini anlatıyor. Genç kadınların ilişkilerini inceleyen nitel araştırmalar, kendini sürekli sınırlamanın farklı amaçlar ve koşullar altında ortaya çıktığını gösteriyor.

Burada önemli bir dikkat noktası var: Susmak her durumda aynı anlama gelmez. Bir kişi güvenlik için susabilir, bir diğeri düşünmek için ara verebilir. Sorun, kendi düşüncesini ifade etmenin sürekli tehlikeli veya yasak hissedilmesidir.

İçinde öfke birikmesine rağmen herkesin yanında gülümsemek, zamanla iki ayrı kişi gibi yaşamana yol açabilir. Biri herkesin istediği uyumlu insan, diğeri yalnız kaldığında yorulduğunu kabul eden gerçek sen. Bu ikisini birbirine yaklaştırmak için dışarıdan onay yerine içerden dürüstlük gerekir.

Kırgınlık neden görünmez büyür?

Sürekli evet diyen kişinin çevresindekiler onun sınırlarını tahmin edemeyebilir. Her görev kabul edildiği için “Demek ki istiyor” diye düşünürler. Oysa içten içe biriken yük, bir gün güçlü bir kırgınlıkla ortaya çıkar: “Ben herkes için buradaydım, kimse benim için yoktu.”

Bu cümle gerçek bir ihmalin anlatımı da olabilir, hiç söylenmemiş ihtiyaçların patlaması da. Çevrendeki insanların seni anlaması için her isteğini tahmin etmelerini beklemek yeterli değildir. Kendi ihtiyacını ifade etmek ilişkiyi daha açık kılar.

Bu, başkalarının sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Tek taraflı fedakârlığa dayanan, küçümseyici veya tehditkâr ilişkilerde kişinin güvende olması da hesaba katılmalıdır.

Fedakârlık ne zaman kırgınlığa dönüşür?

Sürekli veren bir insan çoğu zaman karşılık beklemediğini söyler. Fakat zaman ilerledikçe başka bir ihtiyaç ortaya çıkabilir: Görülmek ve emeklerinin fark edilmesi. Karşı taraf bunu anlamadığında yorgunluk yalnız fiziksel kalmaz; duygusal bir kırgınlığa dönüşür. Sonra kişi yaptığı her şeyi zihninde saymaya başlayabilir. Bu sayım, ilişkinin ne kadar dengesiz hissedildiğini gösterir.

Böyle bir noktaya gelmeden ihtiyaçları dile getirmek önemlidir. “Bu hafta çok yoruldum; akşam yemeğini sen hazırlayabilir misin?” demek bir saldırı değildir. “Ben her şeyi yapıyorum, sen hiçbir şey yapmıyorsun” diye söze başlamak ise savunmayı artırabilir. Somut talep, belirsiz bir sitemden daha işlevsel olabilir.

Bireyin kendi isteğini fark etmesi de zaman ister. Her gün küçük bir tercih seçebilirsin: Hangi filmi izlemek istediğin, hangi yemeği istediğin, tatil gününü nasıl geçirmek istediğin. Bu sorular çocukça değil; kişinin kendi tercihiyle bağını yeniden kurması için basit alıştırmalardır. Hayatın tamamını tek seferde değiştirmek gerekmez.

Çevrendekiler senin her şeye evet demene alıştıysa yeni sınırların ilk günlerde onları şaşırtabilir. Bu şaşkınlıkla baş etmek de sürecin bir parçasıdır. İyi ilişki, yalnız çevresine yarar sağlayan kişiyi değil, ihtiyaçları ve sınırları bulunan gerçek insanı kabul edebilmelidir.

İnsan kendi isteğini ifade ettikçe başkalarının beklentilerini de daha gerçekçi değerlendirebilir. Her davet bir zorunluluk değildir. Her problem senin çözmen gereken bir görev değildir. Sevdiğin kişilerin zorluklarını önemseyebilirsin; yine de kendi uykunu, işini ve sağlığını ihmal etmeden destek olabilirsin. Fedakârlığın değeri, seni bütünüyle tüketmesine bağlı değildir.

İnsan kendi ihtiyacını bir kez söylediğinde bütün ilişkiler değişmeyebilir. Fakat tekrarlandığında yeni bir denge oluşabilir. Karşılıklı sorumlulukların konuşulması, yardımlaşmanın yalnız bir kişinin omzuna binmesini engeller. Birine gerçekten destek olmakla kendi gücünü tamamen tüketmek arasındaki çizgiyi fark etmek, ilişkinin daha dürüst ilerlemesine yardım edebilir.

Küçük bir tercih büyük bir başlangıçtır

Bir buluşmada gitmek istediğin yeri söyle. Canının istemediği bir konuda nazikçe itiraz et. Yardım edemediğin zaman bunu açıkça belirt. İlk denemelerde huzursuzluk hissedebilirsin; yeni bir beceri edinmek zaten alışılmış düzenin dışına çıkmak demektir.

İnsan ihtiyaçlarını söyledikçe herkesi kaybetmez. Daha gerçek ilişkiler kurma şansı kazanır. Kimlerin sınırlarına saygı duyduğunu, kimlerin yalnız sürekli verdiğin hizmete alıştığını daha net görebilirsin.

Dürüst ilişki, iki kişinin de var olduğu ilişkidir. Kendi sesini kaybetmeden sevmek, hem karşındakine hem kendine daha adil davranmanın yoludur.

Okur deneyimleri (0) · Yorum yaz

Sen ne düşünüyorsun?

Üyelik yok. Bir kez takma ad seç, her yorumunda aynı isimle devam et. Yorumlar yayımlanmadan önce incelenir.

Yorumları oku veya yorum bırak →

İlk yorumu sen yaz


Yorum yazmak için giriş yap veya kayıt ol.