Dolabın önündesin. Giyeceğin kıyafet hazır. Dışarı çıkmana on dakika var. Aynaya bakıyorsun ve günün planı birden değişiyor.
O an ne düşündüğünü sen biliyorsun: “Böyle görünmemeliyim.”
Görünüşümüzle ilgili düşünceler, yalnız aynada gördüğümüz şekilden doğmuyor. Başkalarının bakışını, toplumun beklentilerini ve kendimize koyduğumuz ölçüleri de beraberimizde taşıyoruz.
Görünüş bir sınava dönüştüğünde
Daha iyi görünmek istemekle kusursuz görünmeye mecbur hissetmek arasında büyük bir fark var. İlki tercih olabilir. İkincisi günün büyük bölümünü kaplayan bir baskıya dönüşebilir.
2020'de yayımlanan bir araştırma, kadın üniversite öğrencilerinde görünüşe ilişkin mükemmeliyetçilik ile düzensiz yeme davranışı belirtileri arasındaki ilişkiyi inceledi. Kendisine anlayışla yaklaşabilme düzeyinin, görünüş mükemmeliyetçiliği ile söz konusu riskler arasındaki bağı zayıflattığı görüldü.
Bu bulgu, dış görünüşünü önemseyen herkesin yeme bozukluğu yaşayacağı anlamına gelmez. Araştırmanın odağında belirli bir öğrenci grubu vardı. Yine de görünüşümüzü değerlendirme biçimimizin ruhsal yükünü düşündürüyor.
Aynadaki görüntü ve zihindeki hüküm
Ayna yüzünü gösterir. “Yeterli değilsin” cümlesini söyleyen ayna değildir.
Bir fotoğrafı beğenmemek günlük bir durum olabilir. Fakat kıyafet seçmek, yemek yemek, arkadaşlarınla buluşmak veya evden çıkmak, bedenini sürekli yargıladığın için zorlaşıyorsa meseleye daha dikkatli yaklaşmak gerekir.
Bedeni yalnız görüntüden ibaret görmek, onun bütün gün bizim için yaptıklarını görünmez kılar. Yürür, nefes alır, taşır, dinlenir, iyileşmeye çalışır. Değerini yalnız fotoğrafta iyi çıkıp çıkmadığı belirlemez.
Başka türlü bakmak
Görünüşünü beğenmediğin günlerde bile kendine saygılı davranabilirsin. Yemek düzenini cezaya çevirmek, sosyal hayattan çekilmek veya bedeni sürekli kontrol etmek yerine zorlayıcı düşünceleri fark etmek daha iyi bir başlangıçtır.
Beden algısı günlük hayatı nasıl daraltır?
Bir fotoğrafı tekrar tekrar silmek, kıyafet değiştirerek evden geç çıkmak, bir buluşmayı sırf görünüşünden memnun olmadığın için iptal etmek… Bunlar tek başına tanı değildir. Fakat görünüşe ilişkin düşünceler yaşamını yönetmeye başladığında dikkat edilmesi gereken bir yük oluşur.
Sosyal çevrenin rolü de küçümsenmemeli. Bir kişi sık sık bedeni üzerinden eleştiriliyorsa zamanla kendi kendisini de aynı sertlikle değerlendirmeye başlayabilir. Üstelik başkalarının kullandığı ölçüler tutarsızdır. Aynı görünüş bir yerde övülürken başka yerde eleştirilir.
Kendine daha saygılı davranmak, görünüşünü değiştirme hakkından vazgeçmek demek değildir. Bu hakkı korkudan değil, kendi tercihlerinden doğan bir karar hâline getirmektir. Bedeninle ilgili düşüncelerin yemek yeme düzenini bozuyor veya günlük hayatını ciddi biçimde kısıtlıyorsa bunun için yardım istemek yerinde olur.
İnsan aynadaki görüntüsünden fazlasıdır. Bu cümle yalnız teselli değil, hayatın gerçek ölçüsüdür.
**Bedenin her gün bir değerlendirme sınavına girmek zorunda değil.**
---
**Kaynak ve uyarlama:** Bergunde ve Dritschel (2020), “The shield of self-compassion: A buffer against disordered eating risk from physical appearance perfectionism”, PLOS. https://doi.org/10.1371/journal.pone.0227564
Bu yazı, yukarıdaki CC BY lisanslı araştırma esas alınarak psikoanaliz.net için özgün Türkçe anlatımla hazırlanmış bir uyarlamadır; araştırmanın birebir çevirisi değildir.
[CC BY lisansı](https://creativecommons.org/licenses/by/4.0/).
**Editör notu:** Sağlık bilgisi genel bilgilendirme amaçlıdır; uzman incelemesi bekleniyor.
Aynadaki sorun her zaman beden değildir
Aynaya bakarken yaşanan rahatsızlığın önemli bir kısmı, bedenden çok ona yüklenen anlamla ilgilidir. Çoğu insan yalnız kilo, ten ya da biçim görmez; kabul edilme ihtimalini, çekiciliğini, sosyal değerini ve sevilme umudunu da o görüntünün içine yerleştirir. Bu yüzden eleştiri sertleşir.
İnsan kendi bedenini başkalarının gözüyle okumaya başladığında, ayna bir nesne olmaktan çıkar ve sessiz bir mahkemeye dönüşür. O an verilen hüküm yalnız görünüşe değil, özsaygıya da dokunur.
Daha yumuşak bir bakış mümkün
Bedenini sevmek herkes için aynı anda mümkün olmayabilir. Fakat onu sürekli cezalandırmadan görmek, daha gerçekçi bir başlangıçtır. Kendisini yalnız kusurlarıyla anlatan iç ses fark edildiğinde, görüntüyle kurulan ilişki de değişmeye başlar.
Çözüm, aynaya daha uzun bakmak değil; aynanın tek otorite olmasına izin vermemektir. Gün içindeki enerjin, ilişkilerin, üretimin, merhametin ve dayanıklılığın da senin parçandır. İnsan yalnız görünüşünden ibaret olmadığını hatırladığında, o ağır baskı biraz olsun gevşer.
Bir görüntünün içine bu kadar anlam nasıl sığar?
Aynada gördüğün yüz veya beden, yalnız fiziksel özelliklerden ibaret değildir. Yıllar boyunca duyduğun yorumlar, sosyal medya görüntüleri, karşılaştırmalar ve kendinle ilgili inançların o bakışa eşlik eder. Bu nedenle aynı görünüşe iki farklı günde çok farklı tepkiler verebilirsin. Değişen her zaman aynadaki beden değildir; onunla kurduğun ilişkidir.
Görünüş kaygısı gününü planlamanı, insanlarla görüşmeni veya yemek düzenini belirlemeye başladıysa mesele yalnız estetik tercih olmaktan uzaklaşmıştır. İnsanların dış görünüşe önem vermesi olağandır. Ancak değerli hissetmek için her gün kusursuz görünmek zorundaymış gibi yaşamak ağır bir yük oluşturur.
Kendi bedenin hakkında konuşurken kullandığın kelimelere dikkat et. Başkasına asla söylemeyeceğin sert cümleleri kendine alışkanlıkla yöneltiyor olabilirsin. Bunu fark etmek, değişimin sessiz ama önemli bir ilk adımıdır.
Kaynak lisansı: CC BY (PLOS). Türkçe uyarlama; özgün araştırmanın bağlantısı yukarıdadır.




Sen ne düşünüyorsun?
Üyelik yok. Bir kez takma ad seç, her yorumunda aynı isimle devam et. Yorumlar yayımlanmadan önce incelenir.
Yorumları oku veya yorum bırak →