Kendi Kararını Verdiğinde Neden Aynı İşe Daha İstekli Başlarsın?

Ahşap Oyma Ustası Atölyede

Aynı işi iki farklı günde yaptığını düşün. İlkinde biri sana uzun bir talimat listesi verdi, ne zaman başlayacağını ve nasıl ilerleyeceğini tek tek söyledi. İkincisinde hedefi anlattı ve yöntemi seçmene izin verdi. İş değişmedi ama ikinci durumda daha hevesli hissedebilirsin. İnsan, yaptığı işi yalnızca sonuç için değil, kendi iradesini kullanabildiğini hissetmek için de önemser. Motivasyonun kaynağı çoğu kez işin kendisi kadar işin nasıl düzenlendiğidir.

Kendi kararını vermek her şeyi tek başına yapmak demek değildir. Bir öğretmenden yönlendirme alırken de, bir ekipte çalışırken de özerklik hissedebilirsin. Önemli olan davranışının yalnızca zorla yaptırılan bir hareket gibi gelmemesidir. Neyi neden yaptığını anlamak, gerektiğinde söz söyleyebilmek ve kendini sürecin bir parçası görmek insanın gayretini etkileyebilir. Psikolojide öz-belirleme kuramı bu deneyimi anlamak için kullanılan güçlü çerçevelerden biridir.

Üç ihtiyacın aynı masada olması

Bu kuram yalnızca özgürlükten söz etmiyor. Özerklik, yeterlik ve ilişki kurma ihtiyaçlarını birlikte ele alıyor. İnsan seçim yapabildiğini hissetmek ister; yaptığı işte geliştiğini görmek ve başkalarıyla anlamlı bağ kurmak da önemlidir. Mesela yeni bir spora başlarken hareketleri seçmene izin verilebilir, ama hiçbir destek görmezsen zorlanabilirsin. Tam tersi, çok iyi bir koçla çalışabilir fakat bütün kararların senin dışında alındığını düşünürsen isteğin azalabilir. Dengeli destek farklı ihtiyaçları birlikte gözetir.

Kişilik ve öz-belirleme yaklaşımlarını bir araya getiren akademik bir inceleme, kişinin gelişimi için sosyal çevrenin bu temel psikolojik ihtiyaçları nasıl destekleyebildiğini tartışıyor. Bu kuramsal çerçeve her durumda “Seçenek ver, sorun çözülsün” demiyor. Motivasyon zaman, sağlık, kaynak, öğrenme güçlüğü ve çevre koşulları gibi birçok etkenden besleniyor. Üstelik herkes aynı anda aynı sorumlulukları taşıyamıyor. Özerklik sözünü, kişiyi gerçek desteğinden mahrum bırakmak için kullanmamak gerekir.

Seçim hakkı vermek neden fark yaratır?

Çocuğuna ders çalıştırmak isteyen bir ebeveyn düşün. “Hemen masaya otur” demek ile “Ödevin bitmesi gerekiyor, matematikle mi başlayalım yoksa okumayla mı?” demek arasında ton farkı vardır. İkinci cümle yükümlülüğü ortadan kaldırmaz, fakat çocuğa uygulanabilir bir seçim alanı sunar. Bunun da her durumda işe yarayacağı garanti değildir. Çok yorgun, aç veya zorlanmış bir çocuk için önce temel ihtiyaçları karşılamak gerekebilir. İlişki kurmak yalnızca doğru cümleyi seçmekten ibaret değildir.

İş yerinde de aynı ilke görülebilir. Yönetici hedefi açıkça anlatıp çalışanların deneyimlerinden yararlanırsa insanlar kendilerini daha etkin hissedebilir. Ancak sembolik seçenekler sunup bütün önemli kararları gizlice vermek güveni zedeler. Gerçek özerklik, yalnızca menüden iki seçenek işaretletmek değildir; görüşün dikkate alınması ve davranışın anlamının anlaşılmasıdır. Kimi işlerde güvenlik nedeniyle belirli adımlar zorunludur. Böyle durumlarda gerekçeleri anlatmak ve mümkün olan alanlarda söz hakkı vermek önem kazanır.

Özerklik yalnız bırakılmak değildir

Yeni öğrenen birinin her ayrıntıyı bilmesi beklenemez. “Kendi kararını ver” deyip bütün destek yollarını kapatmak, özerkliği artırmak yerine kişiyi belirsizlikte bırakabilir. Gerçek destek, seçeneklerin anlamını açıklamak ve ihtiyaç duyulduğunda rehberlik sunmaktır. Örneğin yeni çalışan birine hedefi, sınırları ve ulaşabileceği kaynakları anlattıktan sonra yöntem seçme payı vermek daha makul olabilir. Destek almak ile kendi söz hakkına sahip olmak birbirinin karşıtı değildir. İyi bir çalışma ortamı ikisini birlikte sunar.

Öğrencilerde de yalnızca “İstediğin gibi çalış” demek her zaman yeterli olmaz. Kimi öğrencinin plan yapmayı, zorlandığı konuyu ayırmayı ve yardım istemeyi öğrenmesi gerekir. Öğretmen, seçenekleri öğrencinin düzeyine göre sunabilir. Küçük karar alanları zamanla büyütülebilir. Başarıyı yalnızca notla değil, kişinin gelişimi ve çabasıyla değerlendirmek yeterlik duygusunu destekleyebilir. Burada amaç disiplini tamamen kaldırmak değil, anlamlı bir öğrenme ilişkisi kurmaktır.

Kendi hayatında da seçme hakkını konuşurken başkalarının haklarını gözetmek gerekir. Bir ailede herkes yalnızca kendi isteğini uygularsa ortak yaşam zorlaşabilir. Özerklik, diğer insanların sınırlarıyla birlikte düşünülür. “Bu konuda kararımı kendim vermek istiyorum” demek, “Yaptığımın başkasına etkisi beni ilgilendirmiyor” demek değildir. Karşılıklı saygı, seçimleri konuşmayı ve gereken yerde uzlaşmayı da içerir. Kendi iradeni kullanmak, sorumluluktan çıkmak yerine sorumluluğu daha bilinçli taşımaktır.

Söz hakkının yanında yeterli kaynak da sağlanmalıdır. Gerekli zamanı, bilgiye erişimi veya dinlenme imkânı olmayan insana yalnızca seçme özgürlüğü sunmak adil değildir. Destekleyici bir ortam, kişinin seçeneklerini gerçekten kullanabilmesini sağlayan koşulları da kurar.

Kendine ait bir başlangıç yaratmak

Ertelediğin bir işe bakarken yalnızca “Yapmalıyım” deme. “Ben bu işin hangi kısmını kendime uygun hâle getirebilirim?” diye sor. Zamanı, çalışma yerini veya ilk adımı seçebilirsin. Bir hedef sana zorla verilmişse onun hayatındaki anlamını değerlendirebilirsin. Hiçbir anlam bulamıyorsan bunu fark etmek de önemlidir; her koşula uyum sağlamak bir başarı ölçüsü değildir. Kimi kararlar yeniden konuşulmayı, kimi koşullar değiştirilmek için destek aramayı gerektirir.

Bir işe kendi isteğinle yaklaşmak, her an güçlü hissetmeni sağlamaz. Zorlanma, sıkılma ve yorgunluk yine yaşanabilir. Fakat kararlarının tamamen senden kopuk olmadığını bilmek, çabanın anlamını değiştirebilir. Motivasyon her sabah kapıyı çalan bir mucize değil; içinde yaşadığın ortamla, kurduğun ilişkilerle ve kendi söz hakkınla birlikte şekillenen bir süreçtir.

Okur deneyimleri (0) · Yorum yaz

Sen ne düşünüyorsun?

Üyelik yok. Bir kez takma ad seç, her yorumunda aynı isimle devam et. Yorumlar yayımlanmadan önce incelenir.

Yorumları oku veya yorum bırak →

İlk yorumu sen yaz


Yorum yazmak için giriş yap veya kayıt ol.