Çocukken sana “O çekmeceyi sakın açma” denildiğinde merakının bir anda büyüdüğünü hatırlıyor musun? Yetişkinlikte de benzer bir şey yaşanabilir. Kimsenin dinlemek istemediği bir şarkı, bir anda daha ilgi çekici gelir. Arkadaşın “O insanla görüşmeyeceksin” diye emir verdiğinde, görüşme isteğin artabilir. Burada söz konusu olan her zaman yasaklanan şeyin değeri değildir. Kendi kararını verme hakkına dokunulmuş olması da önemli bir rol oynayabilir.
İnsan yalnızca doğru kararı vermek istemez; o kararın kendisine ait olmasını da ister. Seçme hakkının daraldığını hissettiğinde itiraz etme, uzaklaşma veya yasaklanan seçeneğe yönelme eğilimi ortaya çıkabilir. Psikolojide buna psikolojik tepki ya da reaktans denir. Tepki çoğu kez doğrudan içerikten değil, içeriğin nasıl dayatıldığından etkilenir. Aynı öneri bir sohbet içinde makul gelirken emir cümlesine dönüştüğünde rahatsız edici olabilir.
“Benim yerime karar verme” duygusu
Düşün ki iş arkadaşın sana “Bu dosyayı öğleden sonra teslim edebilir misin?” dedi. Yükünü bildiği ve fikrini sorduğu için yardımcı olmak isteyebilirsin. Aynı insan “Bunu hemen yapacaksın, başka seçeneğin yok” dediğinde tepkini yönetmek zorlaşabilir. İşin kendisi değişmedi ama ilişkideki güç dili değişti. İkinci durumda insan yalnızca göreve değil, üzerindeki baskıya karşı da savunma geliştirebilir. Elbette iş güvenliği gibi alanlarda açık ve zorunlu kurallar vardır; özgürlük hissi her sorumluluğu ortadan kaldırmaz.
Reaktans üzerine araştırmaları bir araya getiren bir inceleme, seçim özgürlüğüne yönelik tehditlerin insanlarda direnç oluşturabildiğini anlatıyor. Bunun derecesi tehdidin büyüklüğüne, kişinin o özgürlüğe verdiği öneme ve bağlama göre farklılaşabiliyor. Bu önemli bir ayrım: Bir insanın her “hayır” cevabını reaktans diye açıklamak doğru olmaz. Kişi öneriyi gerçekten uygunsuz buluyor, yorulmuş veya sınır koymak istiyor olabilir. Psikolojik bir kavram, karşı tarafın itirazını geçersiz kılma aracı olmamalı.
Yasak bir şeyi gerçekten değerli yapar mı?
Bir ürüne “Sadece bugün” denilmesiyle bir insana “Onunla konuşma” denilmesi aynı olay değildir. Fakat ikisi de sınırlanan seçeneklere dikkat çekebilir. Bir şeye ulaşma imkânının azalması, o şeyin ne anlama geldiğini zihnimizde değiştirebilir. İsteğin artması, seçeneğin sana iyi geleceğinin kanıtı değildir. İnsanın kendi kararını koruma arzusu ile kararın sonuçlarını değerlendirmesi ayrı süreçlerdir. Yasağa karşı çıkarken bile durup “Ben bunu gerçekten istiyor muyum?” diye sormak özgürlüğün bir parçasıdır.
Ebeveynlerle gençler arasındaki çatışmalarda, çift ilişkilerinde ve iş ortamlarında dil bu yüzden önem kazanır. “Telefonunu kapat” yerine “Bu akşam birlikte konuşurken telefona ara verebilir miyiz?” demek daha açık ve iş birliğine davet eden bir öneridir. Ancak sözcükleri yumuşatmak, gerçekte zorlamaya dayanan bir ilişkiyi otomatik düzeltmez. İnsanların seçim hakkı sözde değil, davranışta da tanınmalıdır. Sürekli tehdit edilen veya cezalandırılan biri, nazik cümlelerin altında aynı baskıyı hissedebilir.
İlişkilerde seçim hakkı sahici olmalı
Bir partnerin “İstersen arkadaşlarınla görüş” deyip ardından günlerce soğuk davranıyorsa ortada gerçek seçim özgürlüğü olmayabilir. Sözde izin var, fakat davranışın bedeli duygusal cezaya dönüşüyor. Bu tür durumları yalnızca “karşı tarafın reaktansını azaltacak doğru cümleyi bul” yaklaşımıyla açıklamak yetersizdir. Güvenli bir ilişkide insanlar farklı fikirleri dile getirebilmeli, özel alanları olabilmeli ve kararlarının sonuçları hakkında konuşabilmelidir. Kendi özgürlüğünü korumak, diğerinin hayatını yönetme hakkı vermez.
Öte yandan her sınıra “Beni kontrol ediyorsun” demek de sorumluluktan kaçışa dönüşebilir. Birlikte yaşanan evde ortak masrafların konuşulması veya bir iş yerinde güvenlik kurallarının uygulanması meşru gereklilikler taşıyabilir. Burada farkı yaratan, kuralın amacı ve uygulanma biçimidir. İnsanların söz hakkı, açıklama ve tutarlılık görmesi önemlidir. Özellikle gücü elinde tutan kişi, kendi isteğini genel bir kural gibi sunuyorsa açık diyalog zorlaşır. Kuralın gerekliliğini konuşabilmek, her kurala itaatsizlik etmekten daha güçlü olabilir.
Kendi itirazın yükseldiğinde de bir an durup neyi korumaya çalıştığını görebilirsin. Gerçekten zararlı bir isteğe mi karşı çıkıyorsun? Yoksa doğru bir öneri sana sert bir dille sunulduğu için mi rahatsız oldun? İkisi için farklı yanıtlar gerekebilir. Birinde sınır koymak, diğerinde talebin şeklini konuşup içeriğini ayrıca değerlendirmek işe yarar. Tepkiyi anlamak özgürlüğü küçültmez; onu düşünülmüş bir karara dönüştürür.
Direnç ile düşünmeyi birbirinden ayır
Bir öneriye sırf emre benziyor diye karşı çıktıysan kendine kızmana gerek yok. Ama kararını yalnızca karşı tarafı şaşırtmak için verirsen seçim yine tam olarak senin olmayabilir. Bir adım geri çekilip konuya bak: Bu davranışın yararı ne? Zararı ne? Kimin sınırını etkiliyor? Sana seçenek sunulsa hangisini seçerdin? Bu sorular itirazı bastırmak için değil, seçme hakkını daha bilinçli kullanmak için sorulabilir.
Başkalarından iş birliği isterken de aynı bakış işe yarar. Nedenini anlat, uygulanabilir seçenekler sun, kişinin itirazını duy. Her zaman uzlaşmak mümkün olmayabilir; güvenlik veya hukuk nedeniyle uyulması gereken kurallar bulunabilir. Yine de insanı yalnızca kontrol edilecek bir varlık gibi görmek yerine söz hakkı tanımak ilişkinin tonunu değiştirir. Kendi iradesi olan bir insanla konuştuğunu unutmamak, anlaşmanın ilk şartlarından biridir.




Sen ne düşünüyorsun?
Üyelik yok. Bir kez takma ad seç, her yorumunda aynı isimle devam et. Yorumlar yayımlanmadan önce incelenir.
Yorumları oku veya yorum bırak →