Mahallende birinin evi soyulduğunda sohbetlerin nasıl değiştiğine dikkat et. İlk sorular çoğu kez “İyi mi, bir şeye ihtiyacı var mı?” olur. Fakat kısa süre sonra birileri “Kapıyı iyi kilitleseymiş”, “O saatte neden dışarı çıkmış?” veya “Demek bir ihmali vardı” demeye başlayabilir. Başına kötü bir şey gelen insanın davranışlarında kusur aramak, dışarıdan bakana dünyanın daha güvenli ve anlaşılır olduğu hissini verebilir. Bu, mağdur için ikinci bir yük oluşturur.
İnsanlar yaşadıkları dünyada belli bir düzen olduğuna inanmak ister. Çalışanın karşılık alacağına, iyi davrananın korunacağına, dikkatlinin zarar görmeyeceğine güvenmek rahatlatıcıdır. Ancak hayat bu kadar düzgün işlemiyor. İyi insanların da başına kötü olaylar gelebiliyor. Bu gerçek, kontrol duygumuzu sarsabilir. İşte o anda zihin “Demek ki bir hata yaptı” diyerek düzensizliğe açıklama arayabilir. Psikolojide adil dünya inancı adı verilen yaklaşım bu eğilimi anlamada kullanılan çerçevelerden biridir.
Güvende hissetmek için başkasını suçlamak
Bir arkadaşının işten çıkarıldığını düşün. Ona karşı “Yeterince çabalamamış olabilir” demek kolaydır. Bu yorum sana dolaylı olarak şu mesajı verir: “Ben yeterince çalışırsam aynı şey benim başıma gelmez.” Oysa ekonomik koşullar, iş yerindeki kararlar ve kişinin kontrolü dışındaki birçok etken sonucu belirleyebilir. Başkasının durumuna tek sebep bulmak, kendi geleceğin hakkındaki belirsizliği kısa süreliğine azaltır. Fakat bu rahatlık, olayın gerçek koşullarını anlamanı engelleyebilir.
Adil dünya inancını ele alan araştırmalar, insanların dünyayı öngörülebilir ve kontrol edilebilir görme ihtiyacıyla bu inanç arasındaki bağlantıyı tartışıyor. Farklı ülkelerden katılımcılarla yürütülen pandemi dönemine ilişkin bir çalışma, adalet inancı, kontrol algısı, risk ve umutsuzluk arasındaki ilişkileri inceledi. Bu bulgular bütün mağdur suçlama olaylarının tek açıklaması değildir. Özellikle şiddet, ayrımcılık ve suç gibi alanlarda toplumsal normlar, önyargılar ve güç ilişkileri ayrıca önemlidir. İnsanları suçlayan her yorum aynı psikolojik süreçten doğmaz.
“Ben olsam” cümlesinin tuzağı
“Ben olsam o ilişkiyi hemen bitirirdim” demek dışarıdan bakarken çok kolaydır. Fakat bir ilişkinin içinde maddi bağımlılık, korku, çocukların güvenliği, tehdit veya yıllara yayılan kontrol bulunabilir. Başkasının deneyimini kendi koşullarınla karşılaştırmak, onun göremediği bir çözümü senin hemen bulduğun anlamına gelmez. Şiddete uğrayan birine “Neden ayrılmadın?” diye sormak, sorumluluğu zarar veren kişiden uzaklaştırabilir. Öncelikli soru güvenlik ve destek ihtiyacıdır; başkalarının hayatlarını kolay sınav sorularına çevirmek değil.
Başına kötü bir olay gelen biri senden yardım istediğinde önce olayı açıklamak zorunda değilsin. “Şu anda güvende misin?”, “Neye ihtiyacın var?” ve “Nasıl destek olabilirim?” soruları daha işe yarar olabilir. Elbette olayların nedenleri araştırılabilir; güvenlik önlemleri konuşulabilir. Ancak neden analizi ile mağduru suçlamak aynı şey değildir. Önlem almak, zarardan sorumlu olan kişinin davranışını mazur göstermez. Ayrımın korunması özellikle hassas konularda hayati önem taşır.
Olayı açıklamak ile suçu yerleştirmek farklı
Bir iş kazası haberini duyduğunda “Neden dikkat etmemiş?” diye düşünmek kolaydır. Ancak iş güvenliğinde eğitim, ekipman, çalışma süresi ve denetim gibi birçok etken vardır. Tek bir kişinin davranışına bakmak, sistemin etkisini kaçırmamıza neden olabilir. Benzer biçimde bir insan dolandırıldığında onun saflığıyla alay etmek, dolandırıcılığın nasıl tasarlandığını görmemizi zorlaştırır. Düşüncesizce verilen yargılar mağduru yalnız bırakabilir. Oysa sorumluluğun kimde olduğunu araştırmak, olayların tekrarlanmasını engelleyebilecek önlemleri de gündeme getirir.
“Daha dikkatli olsaydı” cümlesinin bir başka sorunu, geriye bakınca sonucun çok açık görünmesidir. Olayı yaşamayan kişi bütün bilgiyi sonradan duyduğunda sanki uyarı işaretleri baştan belliydi diye düşünebilir. Fakat olayın içindeki kişinin seçenekleri ve bilgisi aynı değildir. Bir durumdan ders çıkarmak için bunu hatırlamak gerekir. Yargı ile öğrenme farklı şeylerdir: Biri insanı etiketler, diğeri hangi koşulların değiştirilmesi gerektiğini araştırır. Eğitim, güvenlik ve destek hizmetleri bu ikinci yaklaşımın parçasıdır.
Kendin bir haksızlık yaşadığında da “Demek ben hak ettim” düşüncesi gelebilir. Oysa bir olayın yaşanmış olması, o olayın adil olduğu anlamına gelmez. Suçluluk hissetmen de gerçek sorumluluğun kanıtı değildir. Kendini değerlendirirken olayı somutlaştır, sahip olduğun seçenekleri gözden geçir ve ihtiyacın varsa güvenilir destek ara. Özellikle şiddet veya tehdit durumlarında güvenlik ve profesyonel yardım, kendini suçlayan açıklamalardan daha önceliklidir.
Adalet duygusunu gerçekten nereye yönelteceğiz?
Bir dünyada her kötü olayın mağdurun hatasından kaynaklandığını düşünmek, bizi sorumluluk almaktan uzaklaştırabilir. Çünkü dışarıdan bakan kişi “Benim başıma gelmez” diyerek konuyu kapatır. Oysa güvenli çalışma ortamı, etkin destek hizmetleri, hukuki koruma ve toplumsal dayanışma bireysel kusur aramaktan daha somut sonuçlar doğurabilir. Adalet, başına kötü şey gelenin neden bunu hak ettiğini bulmak değildir. Yaşanan zararı ciddiye almak ve tekrarını önlemek için sorumluluğun doğru yerde tutulmasıdır.
Birinin hikâyesini dinlerken içinde hemen bir yargı belirdiğinde kendine şunu sor: “Bu yorumu gerçekten bildiğim için mi yapıyorum, yoksa dünyanın benim için daha güvenli görünmesini istediğim için mi?” Sorunun her zaman tek bir cevabı olmayacak. Yine de bu duraklama, başkasının acısına hazır açıklamalar taşımak yerine onun koşullarına biraz daha dikkatle bakmanı sağlayabilir.




Sen ne düşünüyorsun?
Üyelik yok. Bir kez takma ad seç, her yorumunda aynı isimle devam et. Yorumlar yayımlanmadan önce incelenir.
Yorumları oku veya yorum bırak →