Evden çıkmadan önce anahtarını ararken kendi kendine “Önce masaya bak, sonra çantayı kontrol et” diyorsun. Zor bir görüşmeden önce söyleyeceklerini sessizce prova ediyorsun. Kimi gün de canını sıkan bir olayın ardından sanki yakın bir arkadaşına seslenir gibi kendinle konuşuyorsun. Bunlar garip bir alışkanlığın değil, düşünmeyi düzenlemek için dil kullanmanın örnekleri olabilir.
Kendi kendine konuşmak çoğu insanın hayatında bir yer tutar. Bu konuşma her zaman yüksek sesle yapılmaz. İçinden geçen kısa cümleler, zihinsel provalar ve kendine yönelttiğin sorular da aynı geniş alanın parçalarıdır.
İç sesin tek bir görevi yok
Biri sana zor bir telefon görüşmesi yapacağını söylediğinde vereceğin öneri nettir: “Önce ne istediğini belirle.” Kendin aynı görüşmeyle karşılaşınca düşüncelerin birbirine karışabilir. İşte iç ses, dağınık duyguları sıraya koyan bir araç hâline gelebilir. Bir sonraki adımı söylemek, o adımı zihninde görünür kılar.
Kendi kendine konuşmayı inceleyen psikoloji araştırmaları, bunun plan yapma, sorun çözme, dikkati yönlendirme, duyguları ifade etme ve geçmiş olayları yeniden düşünme gibi çeşitli işlevleri olabileceğini anlatıyor. Fakat her iç konuşma yararlı değil. Aynı eleştiriyi tekrar tekrar söylemek ile kendine uygulanabilir bir yol göstermek arasında büyük fark bulunuyor.
Kimi zaman içinden geçen ses bir öğretmen gibi çalışır, kimi zaman de çok sert bir yargıca dönüşür. Bu farkı anlamak için söylediğin sözcükten çok o sözcüğün seni nereye götürdüğüne bakmak gerekir.
İsminle konuşmanın şaşırtıcı etkisi
Diyelim ki önemli bir toplantı öncesinde çok heyecanlandın. “Ben bunu yapamayacağım” diye düşünüyorsun. Bir an durup kendi adını kullanarak “Bu toplantıda neyi anlatman gerekiyor?” dediğinde sorunu bir adım uzaktan görebilirsin. Bu yaklaşım, üçüncü kişiyle kendine konuşma olarak araştırılıyor.
Bir deney dizisinde araştırmacılar, insanların olumsuz görüntüler ve rahatsız edici anılar üzerine düşünürken kendilerine nasıl hitap ettiklerini değiştirdi. Kendi adını kullanma koşulunda bazı duygusal tepkilerle ilişkili beyin ölçümleri farklılaştı. Sonuçlar, zihinsel mesafe kurmanın duyguyu düzenlemeye yardımcı olabileceğini düşündürüyor. Yine de laboratuvar ölçümlerini günlük hayatta herkes için garanti bir sakinleşme tekniği gibi sunamayız.
Önemli olan sihirli bir sözcük bulmak değil. Kendi düşüncene bir adım geriden bakabilmek. Sevdiğin bir insan zorlandığında ona nasıl sesleneceğini düşünmek, kendine yönelttiğin dili yumuşatabilir.
İç konuşmanın işe yaramadığı anlar
Aynı tartışmayı saatlerce yeniden kurduğunda iç ses sorun çözmek yerine düşünceyi sıkıştırabilir. “Şunu söylemeliydim, niye öyle baktı, şimdi ne düşünüyor?” zinciri yeni bilgi üretmeyebilir. Bu noktada içinden konuşuyor olman tek başına bir ilerleme anlamına gelmez.
Kendine şu iki soruyu sor: “Bu konuşmanın sonunda elimde uygulanabilir bir karar var mı?” ve “Bu düşünce beni biraz daha açık mı, yoksa biraz daha kapalı mı hissettiriyor?” Yanıtın ikinci yöne kayıyorsa konuşmayı durdurup somut bir işe geçmek yararlı olabilir. Kısa bir yürüyüş, not alma veya güvendiğin biriyle gerçek bir sohbet yeni bir bakış sağlayabilir.
İç sesini tamamen susturmaya çalışmak da gereksiz. Zihin dil kullanarak çalışır; onu sıfıra indirmeyi hedeflemek daha çok gerilim doğurabilir. Ama hangi iç konuşmanın işine yaradığına karar verebilirsin.
Küçük bir prova nasıl yapılır?
Ertelediğin bir konuşmayı seç. Önce “Beni ne rahatsız ediyor?” sorusuna tek cümlelik cevap ver. Sonra kendine adınla hitap ederek “Bu konuşmadan nasıl bir sonuç almak istiyorsun?” de. Son olarak kuracağın ilk cümleyi yaz. Böylece soyut korkuyu üç somut adıma ayırırsın.
Bu bir terapi yöntemi yerine geçmez. Yoğun kaygı, travmayla ilgili belirgin sıkıntı veya başka bir ruhsal sorunla mücadele ediyorsan profesyonel destek daha uygun olabilir. Kendi kendine konuşmanın amacı her duyguyu yok etmek değil, duygunun içinden geçerken yönünü bulmaktır.
Sesli konuşma sana tuhaf geliyorsa içinden veya kâğıt üzerinde yapabilirsin. Başkalarının duyması gerekmiyor. Zihnini düzenlemek için kullandığın dili kimseye kanıtlamak zorunda değilsin.
Kendini dinlemek ile kendini yargılamak
Zihninden geçen her cümleyi doğru kabul etmek zorunda değilsin. “Bugün iyi konuşamadım” düşüncesi bir deneyimin yorumu olabilir; kesin bir gerçek değil. Aynı şekilde “Herkes bana kızdı” cümlesi başkalarının zihnini okuma girişimidir. İç konuşmanın yararlı olabilmesi için bu tür hükümleri sorgulayabilmek gerekir. “Bunu düşündüm ama hangi kanıta dayanıyorum?” sorusu küçük bir mesafe açabilir.
Bir arkadaşına söylemeyeceğin kadar sert bir sözü kendine söylediğinde bunu fark etmek de önemli. Kendinle nazik konuşmak her davranışını onaylamak demek değil. Yanlış kararını kabul edip düzeltmek mümkün. “Bunu yanlış yaptım; yarın nasıl onarabilirim?” cümlesi, hem sorumluluk taşır hem de ilerleme alanı açar.
Zihninin içindeki konuşma seni sürekli karanlık bir noktaya sürüklüyorsa, yalnız başına çözmek zorunda değilsin. Güvenilir biriyle konuşmak veya uygun profesyonel destek almak, yeni bir bakış için alan yaratabilir.
İçindeki kişiyle nasıl konuşuyorsun?
İnsanın kendisiyle kurduğu ilişki gün boyu duyduğu en sık konuşmalardan biridir. Bir hata yaptığında hemen hakaret etmek, zihninde ilerleyecek alanı daraltabilir. Aynı hatayı açıklamak, düzeltilecek noktayı gösterir. İyi bir iç ses sürekli iltifat eden bir ses değildir; dürüst, anlaşılır ve işe yarar olandır.
Yarın zor bir işin olduğunda kendine “Korkma” demek yerine “İlk adım ne?” diye sor. Duygu hemen değişmeyebilir. Ama karmaşık bir meseleyi başlanabilir bir işe çevirmek, düşüncenin gücünü daha iyi kullanmanın yoludur.




Sen ne düşünüyorsun?
Üyelik yok. Bir kez takma ad seç, her yorumunda aynı isimle devam et. Yorumlar yayımlanmadan önce incelenir.
Yorumları oku veya yorum bırak →