Akşam eve geliyorsun. Ayakkabılarını çıkarıp koltuğa oturur oturmaz telefonunu açıyorsun. Bir saat sonra “Bugün de yapmayacaktım” diyorsun. Ertesi gün aynı şey oluyor. İstemenle yaptığın şey arasındaki mesafe büyüdükçe kendine güvenin azalıyor. Oysa alışkanlıkların nasıl işlediğini öğrendiğinde bu tabloyu farklı okuyabilirsin.
Bir davranışı tekrar etmek, onu her seferinde bilinçli olarak seçtiğimiz anlamına gelmez. Bazı eylemler zamanla belirli yerlere, saatlere ve durumlara bağlanır. Değişim de yalnız kararlı sözlerden değil, bu bağları fark etmekten geçer.
Beyin enerjiyi nerede azaltıyor?
Sabah diş fırçalarken her hareketi düşünmezsin. Hangi elini kaldıracağını, macunu nasıl sıkacağını, fırçayı nereye koyacağını her gün sıfırdan planlamak zorunda kalmazsın. Bu otomatikleşme hayatı kolaylaştırır. Aynı mekanizma, artık istemediğin davranışları da sürdürebilir.
Alışkanlık üzerine yapılan araştırmalarda çevresel işaretlerin rolü vurgulanıyor. Davranış, aynı koşullarda yeterince tekrarlandığında o koşullar eylemi daha kolay başlatabilir. Bir kişinin akşam yemeğinden sonra tatlı araması, tatlıyı o an çok istediği kadar, yemek bitişini tatlıyla eşleştirmiş olmasından da etkilenebilir.
Buradan “İnsan davranışını kontrol edemez” sonucu çıkmaz. Otomatikleşmiş dürtüler durdurulabilir. Ancak durdurma çabasını her gün en zor noktada vermek yerine davranışı başlatan koşulları değiştirmek daha uygulanabilir olabilir.
Eski alışkanlık neden kapı açılınca geri geliyor?
Diyelim ki tatile çıktığında geç yatma alışkanlığın azaldı. Eve dönünce eski yatağında, eski saatte, telefon aynı yerde dururken yeniden gecikmeye başladın. Tatilde daha güçlü biri, evde daha zayıf biri olduğun için değil; çevrendeki işaretler farklı olduğu için böyle olmuş olabilir.
Bağlamın alışkanlık oluşumundaki rolünü inceleyen araştırmalar, davranışın tutarlı koşullarda tekrarlandığında daha otomatik hâle gelebildiğini gösteriyor. Bu, her davranış için eşit hızda gerçekleşmiyor. “Yirmi bir günde alışkanlık kesin yerleşir” türü kesin sayılara güvenmek doğru değil. Kişinin durumu, davranışın güçlüğü ve tekrarın düzeni sonucu etkiler.
Değişim döneminde yalnız hedefi değil, çevreyi de yazmak bu yüzden değerli. Hangi oda, hangi saat, hangi duygu? Bunlar soyut iradeden daha somut başlangıç noktalarıdır.
Yerine ne koyacağını bilmek gerekir
“Akşam telefon kullanmayacağım” kararının ardında boş bir saat bırakıyorsan eski davranış geri dönmek için fırsat bulabilir. O saatte ne yapacaksın? Bir yürüyüş mü, kısa bir telefon görüşmesi mi, yemek hazırlamak mı? Yerine koyduğun hareket ulaşılabilir olmalı. İnsan yorulduğunda en zahmetli seçeneği seçmeyebilir.
Yeni davranışı fazla büyütmemek de önemli. Her akşam bir saat kitap okumaya karar verip üçüncü gün vazgeçmek yerine beş sayfayla başlayabilirsin. Başlangıç küçük olduğu için değersiz değildir. Aksine, tekrar edilebilen küçük adım davranışla ortam arasında yeni bir bağlantı kurabilir.
Bir davranışın ardında yalnız alışkanlık değil, yoğun kaygı, yalnızlık veya başka bir ruhsal sorun varsa çevre düzenlemesi tek başına yeterli olmayabilir. İhtiyacın olan desteği almak, iradeyi kaybettiğinin değil durumu ciddiye aldığının işaretidir.
Kendini izlemenin dili nasıl olmalı?
Bir hafta süresince değiştirmek istediğin tek davranışı seç. Ne zaman yaptığını, öncesinde ne olduğunu ve ardından ne hissettiğini üç kısa satıra yaz. “Yine başaramadım” yerine “Saat 22.00, koltuk, yorgunluk, ekran” gibi gözlem cümleleri kullan. Bu dil daha az yargılayıcı, daha çok açıklayıcıdır.
Sonra yalnız bir öğeyi değiştir. Telefonu yatağın dışında şarj et. Atıştırmalığı göz önünden kaldır. Ertesi günkü yürüyüş ayakkabısını kapıya koy. Davranışın önüne engel eklemek veya kolaylaştırmak küçük bir düzenleme gibi görünse de tekrar edildiğinde fark yaratabilir.
Başarısız geçen bir günü bütün planın sonu ilan etme. Alışkanlıklar tek bir gün içinde kurulmadığı gibi tek bir yanlış hamleyle de tamamen belirlenmez. Süreci ölçerken mükemmeliyet değil sürdürülebilirlik önemlidir.
Eski alışkanlığı besleyen sosyal ortam
Bir davranışı bırakmaya çalışırken çevrendekiler aynı alışkanlığı sürdürüyor olabilir. Arkadaş grubuyla her buluşmada geç saatte yemek yemek veya her toplantıda sürekli telefona bakmak sana da eski düzeni hatırlatır. Böyle bir durumda yeni kararı yalnız kendi içinde taşıman zorlaşabilir. İnsanlara açıkça ve kısa biçimde neyi değiştirmeye çalıştığını söylemek, bazı durumlarda işini kolaylaştırabilir.
Öte yandan değişiklik için herkesin onayını almak zorunda değilsin. Bir arkadaşın yeni planını küçümseyebilir; bu tepki senin hedefinin yanlış olduğu anlamına gelmez. Yalnız sosyal bağını kaybetmemek için sürdürebileceğin bir orta yol düşün. Yemek buluşmasında başka bir seçim yapmak veya telefona bakma aralığını azaltmak, ilişkiyi kesmeden davranışı değiştirebilir.
Değişim sırasında yaşadığın güçlükleri dürüstçe görmek, başarısızlık hikâyesi kurmaktan daha işe yarar. Neyi başaramadığını değil, hangi koşulda zorlandığını öğrendiğinde bir sonraki denemen daha iyi tasarlanabilir.
İrade tek başına niçin yoruluyor?
Gün içinde defalarca karar vermek yorucu olabilir. Her akşam kendinle aynı pazarlığı yapmak yerine bazı kararları önceden vererek zihinsel yükü azaltırsın. Sağlıklı düzen kurmanın anlamı kendini robot gibi yönetmek değildir. Kendi amaçlarına uyan koşulları mümkün olduğunca kolaylaştırmaktır.
Bir alışkanlığı değiştirmeyi başaramadığında ilk sorunun “Bende ne eksik?” olmasına gerek yok. Daha iyi soru şu: “Bu davranışı her gün hangi işaret başlatıyor ve onu nasıl yeniden düzenleyebilirim?” Yanıtı bulduğunda mücadele tek başına irade sınavı olmaktan çıkar; anlaşılabilir ve değiştirilebilir bir sürece dönüşür.




Sen ne düşünüyorsun?
Üyelik yok. Bir kez takma ad seç, her yorumunda aynı isimle devam et. Yorumlar yayımlanmadan önce incelenir.
Yorumları oku veya yorum bırak →