Kapıyı açıyorsun. İçeride insanlar konuşuyor, gülüyor, masalara doğru yürüyor. Sen ilk adımını attığın anda sanki odanın bütün sesi kesilmiş gibi hissediyorsun. “Nereye oturacağım?”, “Yanlış bir şey söylersem?”, “Kıyafetim tuhaf mı duruyor?” Sorular birkaç saniyede art arda geliyor.
Gerçekte insanların çoğu kendi sohbetine devam ediyor. Fakat senin dikkatin içerideki insanlardan çok, onların seni nasıl gördüğüne yönelmiş durumda.
Dikkat içeri döndüğünde dışarıyı kaçırırsın
Bir insan yeni bir ortama girdiğinde çevreyi tanımaya çalışır. Kim nerede, nasıl bir sohbet var, hangi masaya oturmak uygun? Sosyal kaygı yükseldiğinde bu doğal gözlem yerini kişinin kendini izlemeye başlamasına bırakabilir. Sesin nasıl çıkıyor, ellerini nereye koydun, yüzünde ne ifade var? Dikkatin aynı anda hem konuşmak hem kendini denetlemek zorunda kalır.
Böylece sohbetin içeriğini kaçırırsın. Karşındaki kişinin şakasını geç anlarsın, ardından “Garip göründüm” diye düşünürsün. Asıl zorlandığın şey konuşmayı bilmemek değil, konuşurken kendin hakkında sürekli değerlendirme yapmaktır.
Yargılanma korkusu nasıl büyür?
Olumsuz değerlendirilme korkusu ile sosyal kaygı arasındaki ilişkiyi inceleyen geniş bir meta-analiz, 143 çalışmanın bulgularını bir araya getirdi. İki değişken arasında belirgin bir ilişki bulundu. Araştırma, her utangaç insanın sosyal kaygı bozukluğu taşıdığını söylemiyor. Yine de başkalarının gözünde kötü görünme beklentisinin sosyal zorlanmada önemli bir yer tuttuğunu gösteriyor.
Korkunun konusu her insanda farklıdır. Kimi aptal görünmekten çekinir, kimi yüzünün kızarmasından, kimi cümlesini yarıda bırakmaktan. Ortak nokta, küçük bir sosyal hatanın büyük bir kimlik kaybı gibi algılanmasıdır.
Kaçınma kısa süre rahatlatır
Bir davete gitmemek, toplantıda söz almamak, tanımadığın biriyle konuşmamak o anda rahatlatıcı olabilir. Fakat her kaçınma davranışı yeni bir deneyimi de ortadan kaldırır. O ortama girseydin ne olacağını öğrenemezsin. Korkunun doğru olup olmadığını sınayacak bir karşılaşma yaşanmaz.
Üstelik dışarıdan bakıldığında sessiz kalmak çoğu zaman utangaçlık diye yorumlanır. Kişinin içindeki yoğun uğraş görünmez. İnsan kendini korumaya çalışırken yanlış anlaşılabilir, bu yanlış anlaşılma da sonraki karşılaşmalarda kaygıyı artırabilir.
Küçük adımlar sandığından değerlidir
Kendine “Bir sonraki toplantıda kusursuz konuşacağım” demek ağır bir hedef. Bunun yerine tek bir soru sormak, kısa bir yorum eklemek veya yeni birine merhaba demek daha gerçekçi olabilir. Hedef herkesin seni beğenmesi değil; kaygı duyarken de bir etkileşimin içinde kalabildiğini görmek.
Bir konuşmanın ardından saatlerce kendi sözlerini yargılamak yerine hangi gerçekleri bildiğine dön. Karşındaki kişi doğrudan eleştirdi mi? Sohbet normal biçimde sürdü mü? Gözlemle varsayımı ayırmak, içindeki sert yorumların tek gerçek gibi davranmasını engelleyebilir.
Kendini izlemek konuşmanın doğallığını bozabilir
Yeni tanıştığın birine soru sormak üzereyken cümleni önceden üç kez tarttığını düşün. “Çok mu meraklı görünürüm?”, “Sesim titrer mi?”, “Yanlış anlaşılır mı?” Bu sırada karşındaki insanın ne söylediğini de kaçırırsın. Sonra tepki veremediğin için kendine kızarsın. Kaygının yarattığı iç denetim, iletişimi güçlendirmek yerine daha zor hâle getirebilir.
Bu döngüyü fark ettiğinde dikkati çevreye döndürmek işe yarayabilir. Karşındaki kişinin anlattığından bir ayrıntı seç, onu merak et, cevap vermeden önce gerçekten dinle. Amaç kendi sesini hiç fark etmemek değil; konuşmanın yalnız kendi performansından ibaret olmadığını hatırlamaktır.
Ufak bir sessizlik felaket değildir
Sohbet sırasında birkaç saniyelik duraklama yaşanabilir. Her sessizliği hemen doldurman gerekmez. Bir soruya “Bunu bilmiyorum” demen, komik olmayan bir şakaya gülmemen veya yanlış kelimeyi seçmen de insan ilişkilerinin olağan taraflarıdır. Sosyal kaygı bu küçük anları büyütmeye eğilimli olabilir. Sen de bunları günün geri kalanında defalarca değerlendirebilirsin.
Bir sonraki karşılaşmada kendine küçük bir izin ver: Kusursuz cümle kurma zorunluluğunu azalt. Karşındaki kişinin de kendi gündemi, çekingenlikleri ve dikkati var. Herkes seni sürekli ölçen bir jüri değil. Rahatlık çoğu zaman hata yapma ihtimalinin tamamen ortadan kalkmasıyla değil, bu ihtimale dayanabildiğinde gelişir.
Başkalarının da küçük hatalar yaptığını hatırla
Bir arkadaşın konuşurken kelimeyi karıştırdığında gün boyunca onu mu düşünürsün? Genellikle sohbetin bütününe bakarsın. Kendi hatanda ise aynı anlayışı göstermeyebilirsin. Bu farkı görmek, zihninin sana yönelik ne kadar katı davrandığını anlatır. İletişimdeki tek bir tökezleme, bütün karşılaşmayı başarısız yapmaz.
Her sohbetin mükemmel geçmesini beklemek yerine küçük bir temasın bile değerli olabileceğini düşün. Birine selam vermek, kısa bir soru sormak veya başkasının sözünü ilgiyle dinlemek ilişki kurmanın gerçek adımlarıdır. Kaygı hissediyor olman bu adımları geçersiz kılmaz. Başkaları hakkında merak duymaya başladığında kendi performansına ayırdığın alan da daralabilir.
Herkesin seni sevmesi gerekmiyor
Sosyal ilişkilerde kabul görmek isteriz. Fakat hiçbir insan bütün ortamlarda kusursuz görünemez. Kimileri bizi sevecek, kimileriyle iletişimimiz sınırlı kalacak. Bu durum kişisel değerin matematiksel hesabı değildir.
Kaygı yüzünden okuldan, işten veya arkadaşlıklardan düzenli olarak uzaklaşıyorsan bir ruh sağlığı uzmanıyla görüşmek yararlı olur. Sosyal kaygı için etkili psikolojik tedavi yöntemleri bulunuyor. Buradaki amaç kişiyi her yerde konuşkan yapmak değil, korkunun hayatın sınırlarını belirlemesini azaltmaktır.
Kapıdan girerken herkesin gözünün üzerinde olduğunu hissetmen, gerçekten herkesin seni izlediğini kanıtlamaz. Odanın içinde yalnız başkalarının bakışları yok; kendi bakışın da var. Onu sürekli yargılayan bir gözden daha adil bir göze dönüştürmek mümkündür.




Sen ne düşünüyorsun?
Üyelik yok. Bir kez takma ad seç, her yorumunda aynı isimle devam et. Yorumlar yayımlanmadan önce incelenir.
Yorumları oku veya yorum bırak →