Sürekli Özür Dileyen İnsan Aslında Neyi Kaybetmekten Korkar?

Süpermarkette Beklenmedik Karşılaşma

Bir restoranda siparişini değiştirmek istiyorsun. “Kusura bakmayın” diyorsun. Arkadaşın seni yanlış anlamış, yine de “Özür dilerim” diye söze giriyorsun. Bir toplantıda fikir söylüyorsun ve cümleni “Yanlış söylediysem affedin” diyerek bitiriyorsun. Gün boyunca yaptığın şeylerden çok, varlığın için izin istiyormuş gibi hissediyorsun.

Özür dilemek değerli bir davranıştır. Hata yaptığımızda sorumluluk almamızı sağlar. Fakat özür, yanlış yapmadığın durumlarda da otomatikleşirse konuşmanın anlamı değişir. İnsan karşısındakinin rahatsızlığını önlemek için kendi ihtiyacını geri çekmeye başlayabilir.

Özrün arkasında hangi korku var?

Kimi insan için özür, çatışmayı önleyen hızlı bir yoldur. Karşı tarafın yüzü asıldığında sorumluluğu hemen üstlenir. “Beni suçlamasın”, “Kavga çıkmasın”, “Sevgi kaybolmasın” düşünceleriyle konuşmayı bitirmeye çalışır.

Bu davranışın kökeni herkeste aynı değildir. Kişilik, aile alışkanlıkları, sosyal ortam ve geçmiş ilişkiler rol oynayabilir. Özellikle itirazın öfkeyle karşılandığı ortamlarda büyüyen biri için karşı tarafı yatıştırmak güvenli hissettirebilir. Ancak her sık özür dileme davranışını çocukluk yarası diye açıklamak doğru değildir.

Bir insan nazik olduğu için de özür dilemeye yatkın olabilir. Önemli fark, yanlış yapmadığı hâlde kendini sorumlu hissetmesi ve bu davranışın hayatını daraltmasıdır.

Kendini susturmanın görünmeyen bedeli

İlişkilerde kendini ifade etmekten kaçınmayı inceleyen çalışmalar, bazı kişilerin çatışma veya ilişki kaybı korkusuyla kendi ihtiyaçlarını geri çektiğini gösteriyor. Sürekli özür dileme ile kendini susturma aynı kavram değildir; fakat ikisi aynı günlük sahnede buluşabilir: Ortada haklı bir ihtiyaç varken, kişi karşı tarafın tepkisine odaklanır.

“Bana böyle konuşmanı istemiyorum” demek yerine “Üzdüysem özür dilerim” diye başlayabilirsin. Oysa sorun senin birini üzmen değil, sana yöneltilen kırıcı davranış olabilir. Sorunun yerini değiştirdiğinde çözüm de uzaklaşır.

Bu durum insanın özsaygısıyla ilişkili olabilir. Kendini sürekli başkalarının rahatlığına göre ayarlamak, kendi duygusuna güvenmeyi zorlaştırır. Her tartışmada ilk özür dileyen kişi olmak ilişkiyi mutlaka daha sağlıklı yapmaz.

Gerçek bir özür nasıl görünür?

Gerçek özrün bir içeriği vardır. “Sana söz verdiğim hâlde gelmedim. Bu seni zor durumda bıraktı. Bunun için üzgünüm; tekrar etmemek için planımı değiştireceğim.” Böyle bir cümlede davranış açık, sorumluluk belli ve değişim somuttur.

Oysa “Konuştuğum için kusura bakma”, “Sana soru sorduğum için özür dilerim” gibi cümlelerde çoğu zaman yanlış bir davranış yoktur. İnsan yalnız kendi varlığına yer açmaya çalışıyordur.

Bu ayrımı yapmak kaba olmak anlamına gelmez. “Kusura bakma, seni rahatsız ettim” yerine “Vakit ayırdığın için teşekkür ederim” demek, hem nazik hem de daha dengeli bir iletişim kurabilir.

Her özür samimi bir pişmanlık anlatmaz

İnsan özür dilediğinde karşı tarafın öfkesinin azalmasını umabilir. Bu yüzden bir tartışma sırasında hızla özür dilemek, sorumluluk almak kadar tehlikeyi yatıştırma girişimi de olabilir. Özellikle konuşma her defasında seni suçlu çıkarıyorsa kendi görüşünü anlatmadan özür dilemeye alışabilirsin. Bu durumda mesele sözcüğün çok kullanılması değil, ilişkide kendine ne kadar yer ayırabildiğindir.

Nazik olmak ile sürekli kendini suçlamak arasındaki farkı görmek önemlidir. Birine yol verirken, yardım isterken veya görüş belirtirken özür dilemek zorunda değilsin. Teşekkür etmek, ricada bulunmak ve karşı tarafın zamanını gözetmek yeterli olabilir. Bu değişim dilin küçük bir ayrıntısı gibi görünür; ancak kişinin kendisini ne kadar hak sahibi hissettiğiyle ilgili olabilir.

Sürekli özür dileyen biri için karşı tarafın tepkisini tolere etmek zor gelebilir. Bir arkadaşın isteğini reddettiğinde üzülmesi mümkündür. Bunun her defasında senin yanlış yaptığın anlamına gelmediğini kabul etmek gerekir. İnsanların bütün hayal kırıklıklarını önlemek mümkün değildir. Bir ilişkide herkes kendi duygularıyla da sorumluluk üstlenir.

Özür dileme davranışının korkuyla bağlantılı olduğu ilişkilerde güvenlik ayrıca değerlendirilmelidir. Bir kişi özür dilemediğinde tehdit veya zarar görüyorsa yalnız daha cesur konuşmasını önermek yeterli değildir. Uygun destek, güvenli iletişim ve sınırları koruma imkânları önemlidir. Dil değişikliği gerçek hayattaki koşullardan bağımsız değildir.

Gerçek özür gerektiğinde değer kazanır. Her konuşmada otomatik söylenen özür ise kendi düşünceni görünmez kılabilir. Önemli olan sözcüğü tamamen bırakmak değil, doğru yerde kullanmaktır.

Dil alışkanlıklarını fark etmek için bir gün boyunca hangi durumlarda özür dilediğini not etmek yararlı olabilir. Her kaydın yanına ‘Gerçekten zarar verdim mi, yoksa bir istekte mi bulundum?’ sorusunu ekle. Böylece özürlerin hangilerinin sorumluluk, hangilerinin korku nedeniyle söylendiği daha net görünür. Bu ayrım değişimin ilk adımı olabilir.

Tepkiden korkmadan konuşmayı öğrenmek

Bir istekte bulunmadan önce kendine sor: “Gerçekten bir hata mı yaptım, yoksa yalnız bir ihtiyacımı mı söylüyorum?” İhtiyaç belirtmek yanlış değildir. Görüşünü söylemek, yardım istemek, sınır koymak veya anlamadığın bir şeyi tekrar sormak da normaldir.

Karşı tarafın rahatsız olması otomatik olarak senin suçun değildir. İnsanlar farklı beklentiler taşıyabilir. Bu farklılıkları konuşmak, her seferinde bir tarafın kendisini suçlamasını gerektirmez.

Özür dilemek gerektiğinde kıymetlidir. Ama her cümlenin başına özür koymak, insanın kendi hayatında kapladığı alanı küçültebilir. Haklı bir isteğini sakin biçimde söylediğinde kötü bir insan olmazsın.

Kelimelerin değiştikçe kendine ayırdığın yer de değişebilir. Bir gün fark edersin: Saygı istemek için önce özür dilemen gerekmiyor.

Okur deneyimleri (0) · Yorum yaz

Sen ne düşünüyorsun?

Üyelik yok. Bir kez takma ad seç, her yorumunda aynı isimle devam et. Yorumlar yayımlanmadan önce incelenir.

Yorumları oku veya yorum bırak →

İlk yorumu sen yaz


Yorum yazmak için giriş yap veya kayıt ol.