Sofrada herkes gülüyor. Evde yüksek sesle tartışma yok. Fakat sen konuşmadan önce karşındaki insanın yüzünü kontrol ediyorsun. Yanlış bulacağı bir cümle kurmaktan korkuyorsun. Arkadaşlarınla görüşeceğin zaman açıklama hazırlıyorsun. Telefonunu sessize almak bile yeni bir sorguya dönüşebilir.
Şiddet kelimesi duyulduğunda akla ilk olarak fiziksel saldırı gelir. Oysa bir insanın hayatını sürekli kontrol altında tutmak, onu çevresinden uzaklaştırmak, korkutmak veya karar verme hakkını daraltmak da ciddi zarar verebilir. Bunun için ortada bağırış olması gerekmez.
Kontrol, ilgiden nasıl ayrılır?
Birinin eve sağ salim ulaşıp ulaşmadığını merak etmek ilgi olabilir. Her dakika konum istemek ve cevap gelmediğinde tehdit etmek başka bir şeydir. Arkadaşların hakkında görüş belirtmek mümkündür; seni onlarla görüşmekten korkar hâle getirmek ise kontrol davranışıdır.
Aradaki fark yalnız yapılan eylemde değil, kişinin seçim hakkının korunup korunmadığındadır. Sağlıklı ilişkide insanlar kendi düşüncelerini, sosyal çevrelerini ve gündelik kararlarını sürdürebilir. Kontrol edici ilişkide ise karşı tarafın tepkisinden kaçınmak, davranışların ana belirleyicisi hâline gelir.
Zorlayıcı kontrol tek bir tartışmayı anlatmaz. Davranışların sürekliliğini ve yarattığı güç eşitsizliğini anlatır. Parayı yönetmek, arkadaşlarla görüşmeyi engellemek, kıyafete karışmak, dijital hesapları zorla denetlemek, tehdit veya aşağılamayla kararları yönlendirmek bu düzenin parçaları olabilir.
Neden insan kendi yaşadığını küçümser?
“Bana vurmadı ki.”
“Biraz kıskanç yalnızca.”
“Aslında beni sevdiği için yapıyor.”
Bu cümleler, kişinin yaşadığı baskıya isim koymasını zorlaştırabilir. Çevresindekiler de durumu “Her ilişkide olur” diyerek normalleştirirse insan kendi rahatsızlığından şüphe etmeye başlar.
Fakat bir davranışın yaygın olması onu sağlıklı yapmaz. İlişkide huzur, sürekli karşı tarafın tepkisini hesaplayarak elde ediliyorsa bu gerçek bir güven duygusu değildir.
Sürekli denetlenmek insanın sosyal bağlarını da zayıflatabilir. Arkadaşlarını görmek zorlaşır, aileyle konuşmalar kısıtlanır, para veya ulaşım konusunda bağımsızlık azalır. Destek kaynakları azaldıkça kişinin içinde bulunduğu durumu değerlendirmesi ve yardım istemesi daha da güçleşebilir.
Araştırmalar ne söylüyor?
Zorlayıcı kontrolün ruh sağlığı üzerindeki etkilerini inceleyen sistematik derleme ve meta-analizler, bu davranışlarla travma sonrası stres ve depresyon belirtileri arasında anlamlı ilişkiler bildirdi. Psikolojik şiddetin farklı biçimlerini karşılaştıran bir başka derleme de kaygı, depresyon ve travmayla bağlantıları gösterdi. Çalışmaların yöntemsel sınırlılıkları var; yine de psikolojik şiddetin fiziksel yara bırakmadığı için önemsiz olduğu düşüncesini desteklemiyorlar.
Bir insan bu tür davranışlara maruz kaldığında yaşadığı yorgunluk, tedirginlik veya kendinden şüphe, yaşanan ilişki düzeniyle bağlantılı olabilir. Tanı koymak için tek bir belirti yeterli değildir; önemli olan davranışların bütününü ciddiye almaktır.
Kontrolün gündelik hayatta bıraktığı iz
Bir ilişkiyi dışarıdan izleyen kişi baskıyı ilk anda görmeyebilir. Çift birlikte alışveriş yapar, gülümser, ortak fotoğraflar paylaşır. Fakat yalnız kaldıklarında bir taraf, diğerinin ne giyeceğini veya kiminle konuşacağını belirleyebilir. Bu fark yüzünden kişi çevresine yaşadığını anlatırken inanılmama korkusu duyabilir. Özellikle davranışların tek tek anlatıldığında küçük görünmesi, bunların toplamda yarattığı baskıyı gizleyebilir.
Bu yüzden tek bir cümlenin doğru veya yanlış olmasından önce ilişkinin bütününe bakmak gerekir. Kendi paranı kullanabiliyor musun? Arkadaşlarınla haberleşirken korkuyor musun? Bir fikri açıkça söyleyebiliyor musun? Hayır dediğinde cezalandırılıyor musun? Bu sorular bir kişinin hareket alanının ne kadar daraldığını anlamaya yardımcı olabilir.
Zarar veren ilişkiden çıkmak için herkesin aynı imkânları yoktur. Maddi bağımlılık, çocukların güvenliği, aile baskısı ve tehditler kararları zorlaştırabilir. Bu nedenle zarar gören kişiye suçlayıcı sorular yöneltmek yerine güvenli destek sunmak önemlidir. “Neden gitmedin?” sorusu, içinde bulunduğu koşulları görmez. Daha yararlı soru “Güvende olman için neye ihtiyacın var?” olabilir.
Psikolojik şiddeti görünür kılmak, her tartışmayı şiddet saymak değildir. İnsanlar kızabilir, anlaşmazlık yaşayabilir ve sonra onarım sağlayabilir. Belirleyici ayrım, bir tarafın diğerini korku ve kontrol üzerinden yönetmeye başlayıp başlamadığıdır. Saygılı ilişkide insan farklı bir görüşe sahip olma hakkını kaybetmez.
Baskı gören kişinin deneyimini dinlerken en önemli şeylerden biri, onun karar verme gücünü yeniden desteklemektir. Onun adına acele hüküm vermek, zaten kontrol edilen bir hayatın üzerine yeni bir kontrol ekleyebilir. Güvenli seçenekler sunmak, neye ihtiyaç duyduğunu sormak ve gerektiğinde uzman desteklerine yönlendirmek daha saygılı bir yaklaşımdır.
Yardım istemek neden kolay değildir?
İnsan sevdiği birinin zarar verici davranışlarını görmekte zorlanabilir. İlişkide güzel anlar da bulunabilir. Ayrılmayı düşünmek ekonomik, ailevi veya güvenlikle ilgili riskler taşıyabilir. Bu nedenle dışarıdan verilen “Hemen terk et” buyruğu kişinin koşullarını görmeyebilir.
Güvenli biçimde destek aramak, yaşananları güvendiği biriyle konuşmak ve gerektiğinde ilgili kurumlara başvurmak önemlidir. Tehdit veya şiddet riski varsa atılacak adımların güvenliği öncelikli olmalıdır. Karşı tarafın telefonunu izlediğinden şüpheleniliyorsa yardım ararken güvenli bir iletişim yolu seçmek de gerekebilir.
Sevgi, insanın korkuyla yaşamasını gerektirmez. Bir ilişkide hakların, arkadaşların, düşüncelerin ve güvenliğin korunmalıdır. Sessiz yaşanan baskıyı da ciddiye almak gerekir.




Sen ne düşünüyorsun?
Üyelik yok. Bir kez takma ad seç, her yorumunda aynı isimle devam et. Yorumlar yayımlanmadan önce incelenir.
Yorumları oku veya yorum bırak →