Tartışırken Susmak Neden Karşındakini Daha da Öfkelendirir?

Mutfakta Gergin Bir Akşam Sohbeti

“Konuşalım” diyorsun. Karşındaki insan telefonuna bakıyor. Birkaç cümle kuruyorsun, cevap alamıyorsun. Sesin yükseliyor. O daha da susuyor. Sonunda ikiniz de kendinizi haklı, birbirinizi anlaşılmaz buluyorsunuz.

Bir ilişkide en yorucu tartışmaların bir kısmı işte böyle yaşanır. Ortada iki insan vardır ama yalnızca biri konuşuyormuş gibi hissedilir. Sesini duyurmak isteyen daha çok bastırır; bunaldığını hisseden daha çok geri çekilir. Böylece tartışmanın konusu ikinci plana düşer, asıl kavga konuşma biçimine dönüşür.

Bir taraf yaklaşır, diğeri uzaklaşır

İlişki araştırmalarında bu örüntü “talep etme–geri çekilme” olarak inceleniyor. Bir kişi konuşmak, açıklama almak veya değişim istemek için ısrar ederken diğeri susar, konuyu kapatır ya da fiziksel olarak uzaklaşır. İkisinin amacı aynı değildir. Biri bağlantıyı korumak için konuştuğunu düşünür; diğeri kavganın büyümemesi için sustuğuna inanır.

Fakat sessizlik karşı tarafta reddedilme hissi yaratabilir. “Beni ciddiye almıyor”, “Benden kaçıyor”, “Ne hissettiğim umurunda değil” düşünceleri büyür. Ses yükseldikçe geri çekilen kişi daha da baskı altında hisseder. Bu kez “Ne söylesem yanlış anlaşılacak” diyerek susmayı sürdürür.

Döngü kendi kendini besler. İki kişi de incinmek istemez ama seçtikleri yollar incinmeyi artırabilir. Bu yüzden kimin ilk sustuğuna takılmak yerine döngüyü fark etmek daha işe yarar.

Her susma aynı anlama gelmez

Susmak her koşulda kötü bir davranış değildir. Öfke çok yükseldiğinde konuşmaya ara vermek, kırıcı sözleri engelleyebilir. Araştırmalar da geri çekilmenin ilişkiye etkisinin çiftlerin yaşam koşullarına ve stres düzeylerine göre farklılaşabildiğini gösteriyor. Özellikle ağır maddi ve toplumsal baskılar altında kısa süreli uzaklaşma, tartışmanın büyümesini önleyebilir.

Ancak bir fark vardır: “Şu an çok öfkeliyim, yirmi dakika sonra konuşalım” demek ile günlerce cevap vermeyerek diğer kişiyi cezalandırmak aynı şey değildir. İlkinde ilişki içindeki iletişim korunur; ikincisinde sessizlik bir güç gösterisine dönüşebilir.

Sessizliğin anlamını anlamak için süresine, amacına ve dönüş olup olmadığına bakmak gerekir. Karşı taraf her önemli meselede kapıyı kapatıyorsa sorun yalnız tartışma becerisi değil, ilişkinin işleyişidir.

Talep eden kişinin de dili önemlidir

Konuşmak istemek meşrudur. Fakat “Sen zaten hiç anlamazsın” diyerek başlanan bir konuşma, savunmayı artırabilir. Özellikle suçlama ve kişiliğe yönelik saldırılar sorunla ilgilenmeyi zorlaştırır. “Dün konuşurken telefonuna bakman beni yalnız hissettirdi” cümlesi, “Sen bencilsin” yargısından farklıdır.

İyi bir talep somuttur. Ne olduğunu söyler, hangi davranışın değişmesini istediğini açıklar ve karşı tarafa yanıt verme alanı bırakır. Böyle konuşmak her zaman anlaşma sağlamaz; ama konuyu kişilik savaşı olmaktan çıkarır.

Geri çekilen kişi de sessizliğin sorumluluğunu almalıdır. Konuşmaya hazır değilse bunu söyleyebilir. Belirlediği zamanda geri dönebilir. “Ben konuşmayı sevmiyorum” diyerek ilişkinin bütün zor konularını diğer kişinin üzerine bırakamaz.

Konuşmaya ara vermenin doğru biçimi

Tartışmanın ortasında bedenin de tepki verir. Kalp atışı hızlanır, ses tonu sertleşir, sözcükleri seçmek zorlaşır. İşte bu anda konuşmayı sürdürmek iki kişi için de yararlı olmayabilir. “Şimdi sakin değilim, yarım saat sonra devam edelim” demek ilişkiyi terk etmek değildir. Ama verilen süre dolduğunda konuşmaya dönmek gerekir. Dönülmeyen ara, karşı taraf için yeni bir belirsizlik yaratır.

Sakinleşme süresini eski tartışmanın kanıtlarını toplamak için kullanmak, konuşmanın yine aynı yere dönmesine yol açabilir. Kısa bir yürüyüş yapmak, su içmek, başka bir işle dikkati toparlamak ve karşıdaki insanın ne söylediğini gerçekten anlamaya çalışmak daha yararlı olabilir. Ara vermenin amacı haklılık dosyasını büyütmek değil, daha iyi bir iletişim kurabilmektir.

Konuşmaya dönüldüğünde bir seferde tek bir sorunu ele almak önemlidir. Üç yıl önceki tartışmayı, geçen haftaki kırgınlığı ve bugünkü sorunu aynı anda masaya getirmek iki tarafı da bunaltabilir. Önce bugün ne olduğunu tanımlamak gerekir. Sonra her iki kişi de kendi payına düşen davranışı anlatabilir.

Elbette her tartışmanın çözümü hemen bulunmaz. Maddi güçlükler, aile beklentileri ve iş stresi gibi konular kısa sürede ortadan kalkmaz. İyi iletişim, bütün sorunların anında çözülmesi değildir. Konuşmanın sonunda iki kişinin de küçümsenmediğini ve aynı meseleye yeniden dönebileceğini bilmesidir.

Kavga değil, ortak sorun çözümü

Çiftlerin iletişimini inceleyen uzunlamasına araştırmalar, güvensiz bağlanma örüntüleri ile ilişki doyumu arasındaki bağlantıda karşılıklı talep ve geri çekilme biçimlerinin önemli rol oynadığını gösteriyor. Burada tek bir suçlu aramaktansa iki kişinin birbirinin tepkisini nasıl tetiklediğini görmek gerekir.

İlk adım tartışmanın içeriğinden önce süreci konuşmak olabilir: “Bir şey sorduğumda sustuğunda kaygılanıyorum. Sesim yükselince sen de daha çok kapanıyorsun. Bunu nasıl değiştirebiliriz?” Bu cümle karşı tarafı yargılamadan ortak bir sorunu tarif eder.

Tartışma sırasında kişisel güvenlik tehlikeye giriyorsa öncelik ilişkiyi kurtarmak için konuşmaya devam etmek değildir. Güvenli bir yere geçmek ve destek almak gerekir.

İnsan anlaşılmak ister. Fakat anlaşılma yalnız daha yüksek sesle konuşarak gelmez. Kimi zaman en güçlü adım, birbirinin ne söylediğinden önce ne yaşadığını fark etmektir.

Okur deneyimleri (0) · Yorum yaz

Sen ne düşünüyorsun?

Üyelik yok. Bir kez takma ad seç, her yorumunda aynı isimle devam et. Yorumlar yayımlanmadan önce incelenir.

Yorumları oku veya yorum bırak →

İlk yorumu sen yaz


Yorum yazmak için giriş yap veya kayıt ol.