Eski bir arkadaşınla yıllar sonra karşılaştın. Ona işinden, ailenle yaşadıklarından ve değişen alışkanlıklarından söz ediyorsun. Bir anda kendini tanıtmak için hep aynı cümleyi kullandığını fark ettin: “Ben zaten hiçbir şeyi doğru yapamam.” Başka bir arkadaşın aynı dönemi “Çok zorlandım ama bazı şeyleri öğrendim” diye anlatıyor. Yaşadıkları olaylar birbirine benzese bile kendilerine anlattıkları hikâyenin tonu farklı. Peki o hikâye zamanla insanı etkileyebilir mi?
Kimlik yalnız nüfus cüzdanındaki bilgi değil
İnsanın bir adı, yaşı, mesleği var; fakat kendisini bunlardan ibaret görmüyor. Hangi olaylara önem verdiğin, hangi anları başlangıç veya dönüm noktası saydığın da kendine dair algını etkileyebilir. Psikolojide anlatısal kimlik denen yaklaşım, hayatımızı içimizde nasıl bir öykü hâline getirdiğimize bakar. Geçmişimizi birebir değiştiremeyiz. Ancak o geçmişi anlamlandırma biçimimizin sabit kalması gerekmez.
“Başarısız oldum” ile “Başarısız biriyim” aynı cümle değil
Bir mülakata girdin ve işe alınmadın. Bununla ilgili “Hazırlığım yeterli değildi” diyebilirsin. Bir de “Ben zaten değersizim” diyebilirsin. İlkinde belirli bir olay hakkında konuşursun, ikincisinde bütün kişiliğini yargılarsın. Bu fark yalnız olumlu düşünme tavsiyesi değildir. Olayla kimlik arasına mesafe koymak, gerçek bir eksikliği görüp üzerine çalışmayı kolaylaştırabilir. Yalnızca kendini iyi hissetmek için yaşanan olumsuzluğu silmek de çözüm olmaz.
Bilimsel çalışma neyi inceledi?
Bir araştırmada psikoterapiye başlayan yetişkinlerin kendi hayatlarına ilişkin yazdıkları anlatılar tekrar tekrar incelendi. Araştırmacılar öykülerde kişinin kendi yaşamında etkili olma duygusu ile ruhsal iyilik hâli arasındaki bağlantıyı değerlendirdi. Anlatıda daha fazla özne olma duygusu gelişmesi ile iyilik hâlindeki değişim ilişkiliydi. Bu, herkesin yazı yazarak sorunlarını çözeceği anlamına gelmiyor. Çalışma belirli bir terapi bağlamında ve sınırlı bir grupla yapılmıştı.
Hikâyeyi yeniden anlatmak gerçeği çarpıtmak değildir
Geçmişte ağır bir haksızlığa uğradıysan “Aslında iyi ki oldu” demek zorunda değilsin. Kötü olaylara güzel sonuç icat etmek insanın yaşadığını değersizleştirebilir. Daha gerçekçi soru şudur: “Bu olay yalnızca benim başıma gelen bir şey mi, yoksa bütün geleceğimi belirleyen tek cümle mi?” Kimi koşullarda destek almak, olayın ağırlığını kabul ederek hayatın geri kalanını kurabilmek için önemlidir.
Kendi sesinle bir sayfa açmak
Hayatından bir dönüm noktası seç. Önce yalnız olayları yaz: Kim vardı, ne oldu, hangi kararlar verildi? Sonra o güne ilişkin bugünkü yorumunu ekle. Son olarak şu soruyu sor: “O günkü kendime bugünkü bilgimle ne söylemek isterdim?” Bu küçük çalışma yeni bir kimlik yaratmaz; ancak senin hakkındaki en sert cümlenin tek mümkün açıklama olmadığını görmene yardımcı olabilir. İnsan yaşamı tek bir sıfatın içine sığmaz.
Başkasına anlattığın ile kendine anlattığın aynı mı?
Bir olayı arkadaşına anlatırken bazı ayrıntıları seçersin. İş görüşmesindeki başarısızlığı kısa geçip sonrasında aldığın yeni kararı öne çıkarabilirsin. Gece kendi kendine düşündüğünde ise yalnız o başarısızlık sahnesine geri dönebilirsin. İki anlatı da aynı hayatın parçalarını kullanıyor. Fakat hangisine daha fazla yer verdiğin kendini nasıl gördüğünü etkileyebilir. Buradan hafızanın isteğe göre sınırsızca yeniden yazılabileceği sonucu çıkmaz. Gerçekleri değiştirmeden de önem verdiğin ayrıntıların yerini sorgulayabilirsin. İnsan kendisi hakkındaki en eski cümleyi tekrar etmek zorunda değildir.
Özne olmak her şeyi kontrol etmek değildir
Hayat hikâyende kendi kararlarına yer vermek önemlidir; ancak birçok olay kişinin elinde olmayan koşullarda gerçekleşir. Sağlık sorunu, ekonomik güçlük, şiddet veya ağır kayıp yaşayan birine “Hikâyenin kahramanı ol, her şey değişir” demek haksızlık olur. Bir araştırmada anlatısal özne olma duygusuyla ruhsal iyilik hâli arasındaki ilişki görülmesi, bütün sorumluluğun bireyde olduğunu kanıtlamaz. Kimi zaman en önemli karar yardım istemek veya kendini tehlikeli bir ortamdan uzaklaştırmak olabilir. Anlatının içinde destek veren insanlar da yer alabilir.
Kardeşlerin hatırladığı aile başka olabilir
Aynı evde büyüyen iki kişi çocukluklarını farklı anlatabilir. Biri sık taşınmaları macera, diğeri sürekli arkadaş kaybı olarak hatırlayabilir. Bu fark tek başına birinin yalan söylediğini göstermez. Deneyimlenen olaylar, yaş, ihtiyaçlar ve daha sonra yaşananlar hatırlamayı etkileyebilir. Fakat ciddi bir haksızlığın yalnız yorum farkı olduğu iddiasıyla üzeri örtülmemelidir. Kişisel anlatıların farklılığını kabul ederken olaylara dair sorumluluğu ve gerçekleri de korumak gerekir.
Değişen bir cümle için yer aç
Kendine yıllardır “Ben hiç cesur değilim” diyorsan hayatından üç farklı sahne seç. Birinde sustun, birinde yardım istedin, birinde zor bir konuşmayı yaptın. Bu örnekler sana tek bir etiketin bütün davranışlarını açıklamadığını gösterebilir. Bu çalışmadan beklenmesi gereken şey geçmişteki korkuyu yok etmek değil, daha geniş bir resmi görebilmektir. İnsanlar çelişkiler taşır. Güçlü yanın ile zorlandığın alan yan yana durabilir. Kendine karşı daha gerçekçi bir dil, öykünün devamı için daha çok seçenek bırakır.
Kendin hakkında yazarken yalnız başarılı olduğun olayları seçmen gerekmez. Zor bir karar, birine haksızlık ettiğin bir an veya istemeden verdiğin zarar da öykünün parçasıdır. Bu anları silmek yerine sorumluluğunu ve sonrasında ne yaptığını düşünmek daha dürüst olabilir. Anlatısal kimlik, geçmişi kusursuz göstermek anlamına gelmiyor. İnsan kendisini hem hataları hem de öğrenme imkânlarıyla tanımlayabilir. Bununla birlikte travmatik olayları tekrar anlatmak herkese uygun olmayabilir; ağır zorlanma yaşanıyorsa güvenli ve profesyonel bir ortam önem taşır. Her hikâye aynı hızda anlatılmak zorunda değildir.




Sen ne düşünüyorsun?
Üyelik yok. Bir kez takma ad seç, her yorumunda aynı isimle devam et. Yorumlar yayımlanmadan önce incelenir.
Yorumları oku veya yorum bırak →