Arkadaşın sana yaşadığı bir sorunu anlatıyor. Daha ilk iki cümlede ne söyleyeceğine karar verdin. O konuşmaya devam ederken sen kendi önerini zihninde tamamlıyorsun. Sıra sana geldiğinde çok mantıklı şeyler söylüyorsun; fakat arkadaşın “Beni anlamadın” diye yanıt veriyor. Ne oldu? Sözcükleri duydun ama belki de hikâyenin tamamına yer bırakmadın.
İyi dinlemek yalnız sessiz kalmak değildir. Karşındaki kişinin ne demek istediğini anlamaya çalışmak, belirsiz noktaları sormak ve duyduğunu doğru aktarıp aktarmadığını kontrol etmek de bu becerinin parçalarıdır.
Sözü kesmesen bile sohbetten kopabilirsin
Birinin konuşmasını beklemek ile onu anlamak iki ayrı iştir. Sen daha o kişi cümlesini bitirmeden kendi deneyimini anlatmaya hazırlanıyorsan dikkatin ikiye ayrılır. Söylediği yeni bir ayrıntı, hazırladığın cevaba uymadığı için gözünden kaçabilir. Oysa konuşmanın en önemli noktası tam o ayrıntı olabilir.
İnsanlar hızlı yanıtı ilgi göstergesi sanabilir. Gerçekten de konuşmanın akıcı olması yakınlık hissi yaratabilir. Fakat akıcı bir sohbet yalnız hızlı konuşmayı gerektirmez. Dinleme araştırmalarında açıklayıcı sorular, söyleneni kendi cümleleriyle yeniden ifade etme ve duyguyu kabul eden yanıtlar önemli davranışlar olarak inceleniyor.
Yabancılar arasında yapılan ön kayıtlı iki çalışma, yüksek nitelikli sözlü dinleme davranışlarının daha güçlü sosyal bağlantı göstergeleriyle ilişkili olabileceğini gösteriyor. Araştırmacılar, onaylayıcı ifadeler ve takip sorularının dinlenmiş hissetmeyle bağlantısına dikkat çekiyor. Bu sonuç her görüşmede aynı etkiyi garanti etmiyor; fakat iyi dinlemeyi ölçülebilir davranışlar üzerinden düşünmeyi sağlıyor.
Hemen çözüm önermek neden ters tepebilir?
Bir arkadaşın iş yerinde haksızlığa uğradığını anlatıyor. Sen “İstifa et” diyorsun. Önerin mantıklı olabilir; yine de o kişinin önce ne yaşadığını anlatmaya ihtiyacı vardır. Üstelik sen onun maddi koşullarını, ilişkilerini veya korkularını henüz öğrenmemiş olabilirsin.
Hızlı çözüm üretmek karşı tarafın yaşadığını küçümseme amacı taşımasa da öyle hissedilebilir. Çünkü kişi, anlaşılmadan yönlendirilmiş olur. “Bu senin için gerçekten zor olmuş” demek sorunu çözmez; ama konuşmanın devam edebileceği bir yer açabilir.
Bu, hiçbir zaman tavsiye vermemek anlamına gelmez. Karşındaki açıkça öneri istiyorsa fikir sunabilirsin. Fark, öneriye geçmeden önce neye ihtiyaç duyduğunu anlamaktır.
Basit ama güçlü iki soru
Birini dinlerken “Bu olayın en zor tarafı neydi?” diye sorabilirsin. Ardından “Şu an benden ne bekliyorsun: yalnız dinlememi mi, birlikte çözüm düşünmemizi mi?” demek, niyetleri netleştirir. Her konuşmada bu soruları mekanik biçimde tekrarlaman gerekmez. Fakat özellikle gergin anlarda yanlış anlaşılmayı azaltabilir.
Duyduğunu özetlemek de yardımcı olabilir: “Senin için asıl mesele onun geç gelmesi değil, haber vermemesiydi, doğru mu?” Karşındaki kişi yanlış anladığın noktayı düzeltebilir. Böylece kendi tahminini gerçek bilgiyle değiştirmiş olursun.
Ancak sürekli soru sormak da konuşmayı sorguya çevirebilir. Dinlemek, bir teknik gösterisi değildir. Karşındakinin konuşma hızına ve isteğine göre yaklaşımı değiştirmek gerekir.
Dinlemenin sınırları var
Birinin her sorununu saatlerce dinlemek zorunda değilsin. Kendi enerjin kalmadığında bunu nazikçe söyleyebilirsin. “Şu an seni gerçekten dinleyecek durumda değilim; akşam konuşalım” demek sahte bir ilgiden daha dürüst olabilir.
Ayrıca dinlemek, zarar veren davranışlara onay vermek değildir. Bir kişi başka birine zarar verecek bir plan anlatıyorsa uygun sınır ve güvenlik önlemleri gerekir. Empati, bütün davranışları haklı görmek anlamına gelmez.
İyi bir sohbet iki insanın da var olduğu bir alandır. Biri yalnız anlatırken diğeri sürekli kendini silmek zorunda değildir. Karşılıklı dinleme ve söz hakkı ilişkiyi güçlendirebilir.
Anlaşılmanın bedeni de rahatlatabilmesi
Zor bir konuşmada seni dinleyen kişinin sözlerini özenle seçmesi, konuşmanın gidişini değiştirebilir. Bir insan “Anlattığım şey gerçekten duyuldu” hissettiğinde kendini yeniden kanıtlamak için aynı cümleyi tekrarlama ihtiyacı azalabilir. Bu her zaman tartışmayı bitirmez, ama iki kişinin aynı meseleyi konuşabilmesi için ortak bir zemin açabilir.
Bir yanlış anlama fark ettiğinde hemen savunmaya geçmek yerine “Seni farklı anlamışım, bir daha anlatır mısın?” demek mümkündür. Bu cümle karşındakinin haklı olduğu anlamına gelmez; yalnız seni doğru bilgiye yaklaştırır. Tartışmalarda en çok kaybedilen şeylerden biri, önce ne söylendiğini anlamadan karşı çıkma alışkanlığıdır.
Dinlemek yalnız nezaket göstergesi değil, kararların daha sağlıklı verilmesini sağlayabilecek bir bilgi toplama biçimidir. Karşındaki insanın ihtiyacını doğru anlamadan sunduğun en iyi öneri bile hedefini şaşırabilir.
Bir dahaki konuşmada neyi değiştirebilirsin?
Bir arkadaşın önemli bir şey anlatırken kendini cevabı hazırlarken yakalarsan acele etme. Kendi cümleni kısa süreliğine bırak. Son söylenen şeyi yeniden dinle. Ne anlamadığını sor. Karşındakinin gerçekten neye ihtiyaç duyduğunu öğren.
İnsanların çoğu kusursuz tavsiye aramaz. Kendisine ayrılmış gerçek bir dikkat, doğru anlaşıldığını gösteren bir cümle ve karşısındakinin acele etmeden yanında durabilmesi değerli olabilir. Dinlemek tam olarak burada başlar: Konuşma sırası sende olsun diye değil, bir insanı anlayabilmek için sessiz kaldığında.
Bir tartışmanın ardından iki kişi aynı konuşmayı farklı hatırlayabilir. Karşındakinin ne dediğini özetleyerek yeniden sormak, bu farkı erkenden görmeye yardımcı olabilir. Böylece karşı tarafın söylemediği bir düşünceye yanıt vermemiş olursun. Dinleme, kendi fikrinden vazgeçmek değil; fikir ayrılığının gerçekten hangi noktada başladığını öğrenmektir.




Sen ne düşünüyorsun?
Üyelik yok. Bir kez takma ad seç, her yorumunda aynı isimle devam et. Yorumlar yayımlanmadan önce incelenir.
Yorumları oku veya yorum bırak →