Çocukluk Anılarımız Neden Sandığımız Kadar Değişmez Değil?

Nostaljik Fotoğrafla Geçmişe Bakış

Aile sofrasında eski bir olay anlatılıyor. Sen balkon kapısının açık olduğunu hatırlıyorsun. Kardeşin o gün yağmur yağdığını, herkesin içeride toplandığını söylüyor. Annen farklı bir ayrıntı ekliyor. Birkaç dakika sonra sen de kendi görüntünden şüphe etmeye başlıyorsun.

İşin şaşırtıcı tarafı, herkesin son derece emin olması. Hafızamızdan söz ederken onu yıllardır sakladığımız bir video dosyası gibi düşünüyoruz. Oysa insan belleği kaydı her açtığında aynı görüntüyü oynatan bir cihaz değil.

Anı dediğimiz şey nasıl kuruluyor?

Bir olayı yaşarken bütün ayrıntıları eşit biçimde kaydetmiyoruz. O anda dikkat ettiğimiz ses, yüz, korku veya düşünce bazı parçaları öne çıkarıyor. Daha sonra olayı anlatırken parçaları yeniden bir araya getiriyoruz. Aradaki boşlukları sahip olduğumuz bilgilerle dolduruyoruz.

Bu süreç hatırlamayı değersiz kılmaz. Hafıza olmadan kim olduğumuzu, neyi öğrendiğimizi ve nereye ait hissettiğimizi anlatamayız. Fakat ona mutlak güven de veremeyiz. Çok canlı hatırlanan bir sahnenin bazı ayrıntıları değişmiş olabilir.

Güçlü bir duygu yaşamak bütün ayrıntıların doğru saklandığı anlamına gelmez. Korku, öfke ya da heyecan belirli parçaları daha keskin kılarken çevredeki başka şeyler silik kalabilir. İnsan olayın merkezini hatırlayıp köşelerini yeniden kurabilir.

Yanlış bir bilgi hafızaya nasıl girer?

Bir olayın ardından sana “Mavi araba ne kadar hızlıydı?” diye sorulduğunu düşün. Oysa arabayı sarı hatırlıyordun. Sorunun içine yerleştirilen tek renk, bir sonraki hatırlama denemesinde kafanı karıştırabilir. Buradaki etki yalana inanmak kadar basit değil. Yeni bilgi, eski yaşantıya ilişkin belleğin içine karışabilir.

Bellek üzerine yayımlanan deneysel araştırmalar, olaydan sonra verilen yanıltıcı bilgilerin hatırlama hatalarına yol açabildiğini gösteriyor. İnsan kimi zaman hangi ayrıntıyı gerçekten gördüğünü, hangisini sonradan duyduğunu ayırmakta zorlanıyor. Bu nedenle tanık ifadeleri bile ayrı ve dikkatli yöntemlerle değerlendiriliyor.

Yanlış hatırlamak ile bilerek yalan söylemek aynı şey değildir. İnsan yanlış bir anıya da bütün samimiyetiyle inanabilir. Bunun farkına varmak, başkasına “Sen bunu uyduruyorsun” demeden önce durmamızı sağlar.

Fotoğraflar ve aile hikâyeleri

Bir fotoğrafı yıllarca görüp çevresindeki konuşmaları dinlediğinde, o güne ait canlı bir hikâye geliştirebilirsin. Hikâyenin ne kadarının kendi ilk deneyiminden, ne kadarının yıllar içinde dinlediklerinden geldiğini ayırmak zor olabilir.

Çocukluk anılarının önemli bir bölümü bu sosyal ortamda taşınır. Aile albümleri, anlatılan şakalar, sürekli tekrarlanan olaylar belleğe bağlam sağlar. Ama aynı anda ayrıntıların yeniden şekillenmesine de yol açabilir. Bir evin kapısının rengi, bir yolculuğun sırası veya kimin ne söylediği zaman içinde farklılaşabilir.

İşte bu yüzden iki kişinin aynı güne ait farklı hatıraları olması, taraflardan birinin mutlaka dürüst olmadığı anlamına gelmez. Herkes başka şeye dikkat etmiş, farklı konuşmalardan etkilenmiş ve aynı hikâyeyi başka biçimde saklamış olabilir.

Hafızamıza hiç mi güvenmeyeceğiz?

Elbette güveneceğiz; fakat onu sorgulanamaz bir tanık yerine yeniden kurulan bir kaynak olarak göreceğiz. Önemli bir konuda mümkünse olay sıcağı sıcağına not tutmak, bağımsız kayıtları karşılaştırmak ve bir başkasının anlatımını kendi anımızın yerine koymamak değerli olabilir.

Özellikle tartışmalı aile olaylarında “Ben böyle hatırlıyorum” ile “Kesin böyle oldu” arasındaki fark ilişkiyi korur. İnsanın hafızası kusursuz olmadığında karakteri küçülmez. Sadece zihnin çalışma biçimi daha gerçekçi görünür.

Bir olayı tekrar anlatmak neyi değiştirir?

Eski bir fotoğraf albümünü açtığında aynı hikâyeyi yeniden anlatırsın. İlk anlatışında bir ayrıntıyı atlamış olabilirsin. İkinci sefer bir başkasının sözünü ekleyebilirsin. Üçüncüde hikâyenin güçlü bir başlangıcı ve sonu oluşur. Yıllar içinde bu anlatım aile dilinin parçası hâline gelir.

Bu durum anıyı değersiz yapmaz. İnsanlar ortak geçmişlerini anlatılarla korur. Ama ayrıntılar üzerinde tartışırken bunun farkına varmak gerekir. İki kardeşten biri olayın gülünç yanını, öteki ürkütücü tarafını hatırlayabilir. Her iki deneyim kendi açısından anlamlıdır. Hangisinin hangi somut ayrıntıda doğru olduğunu anlamak için bağımsız bilgilere gerek duyulabilir.

Özellikle ağır suçlamalar veya sağlıkla ilgili kararlar söz konusuysa yalnız hatırlama hissine dayanmak yerine güvenilir kayıt ve uzman değerlendirmesi önemlidir. Birini yanlış hatırladığı için kötü niyetli ilan etmek kadar, tüm ayrıntıları sorgusuz kabul etmek de hatalı olabilir.

Hafızamızın yeniden kurulduğunu bilmek aile sohbetlerinde güzel bir alışkanlığa kapı açabilir: “Benim aklımda böyle kalmış, sen nasıl hatırlıyorsun?” Bu soru yarış başlatmaz. Farklı pencereleri yan yana getirir. Herkesin bakışını duyduğunda geçmişin bütününü tek kişinin cümlesine sıkıştırmamış olursun.

Geçmişi yeniden hatırlamak

Kimi anılar bizi ayakta tutar. Kimi bizi yaralar. Geçmişin bizim için anlamı yalnız olup biten olayda değil, bugün ona hangi gözle baktığımızda da saklı. Yeni bilgiler ve yeni deneyimler, eski bir olayı yeniden değerlendirmemizi sağlayabilir.

Bu, yaşananların hiç yaşanmadığı anlamına gelmez. Hafızanın yeniden kurulduğunu anlamak, insanın kendisine daha dikkatli davranmasını sağlar. Çünkü zihnimizdeki geçmiş çok değerli bir hikâyedir; ama hikâyenin her ayrıntısı kamera kaydı kadar kesin değildir.

Okur deneyimleri (0) · Yorum yaz

Sen ne düşünüyorsun?

Üyelik yok. Bir kez takma ad seç, her yorumunda aynı isimle devam et. Yorumlar yayımlanmadan önce incelenir.

Yorumları oku veya yorum bırak →

İlk yorumu sen yaz


Yorum yazmak için giriş yap veya kayıt ol.