Akşam eve geliyorsun. İş yerinde zor bir gün geçirdin. Bir şey anlatıyorsun. Karşındaki insan “Boş ver, takma kafana” diyor. Belki çözüm öneriyor, belki konuyu değiştiriyor. Söyledikleri kötü niyetli olmayabilir. Yine de konuşmanın sonunda kendini daha yalnız hissediyorsun.
İnsanın duyulmakla anlaşılmak arasında kurduğu ayrım tam da burada ortaya çıkar. Kulak vermek, söylenen cümleleri duymaktır. Anlamak ise o cümlenin arkasındaki duyguyu fark etmeye çalışmaktır.
Her sorun hemen çözüm istemez
Bir insan yaşadığı zorluğu anlatırken her zaman pratik bir plan aramaz. Önce duygusunun görülmesini isteyebilir. “Böyle hissetmene şaşırmadım”, “Bu seni gerçekten yormuş”, “Anlatmak ister misin?” gibi cümleler çözüm sunmaz; ama kişinin yalnız olmadığını hissettirebilir.
Karşı taraf ise iyi niyetle hemen çözüm üretmeye çalışabilir. “Patronunla konuş”, “Onu önemseme”, “Başka iş ara.” Bunlar yanlış tavsiyeler olmayabilir. Fakat kişi henüz anlaşılmadığını hissediyorsa önerileri reddedebilir. Sonra iki taraf da kırılır: Biri “Beni dinlemiyor” der, diğeri “Yardım etmeye çalışıyorum ama hiçbir şey beğenmiyor” diye düşünür.
Bu yanlış anlamanın ardında çoğu zaman ihtiyaçların açıkça konuşulmaması vardır. Anlatan kişi ne istediğini söylemez; dinleyen kişi neyin yardımcı olacağını sormaz.
Duygusal karşılık ne anlama gelir?
İlişki araştırmalarında “algılanan partner duyarlılığı” denen bir kavram var. Kişinin partneri tarafından anlaşıldığını, kabul edildiğini ve önemsendiğini hissetmesini anlatır. Bu duygu yalnız sevgi sözcüklerinden oluşmaz. Dikkatle dinlenmek, zor anlarda yanında biri olduğunu bilmek ve kendi duygunun küçümsenmemesi önemlidir.
Günlük kayıtlar kullanan bir çift araştırmasında, partnerin duyarlı olduğunun hissedilmesi ilişki doyumuyla ilişkili bulundu. Bu bulgu, her evliliği tek bir iletişim alışkanlığına bağlamaz. Yine de yakınlığın yalnız birlikte geçirilen zamandan değil, karşılıklı yanıt vermekten de beslendiğini gösteriyor.
İnsan çok konuştuğu bir ilişkide de kendisini yalnız hissedebilir. Çünkü konuşmaların miktarı ile duygusal yakınlığı aynı şey değildir.
Birini anlamak ona katılmak değildir
Partnerinin anlattığı olayın yorumuna katılmayabilirsin. “Bence arkadaşın sana hakaret etmedi” diye düşünebilirsin. Ama önce “O söz seni incitmiş” diyebilirsin. Duygusunu kabul etmek, olayla ilgili bütün görüşlerini doğru bulmak anlamına gelmez.
Bu ayrım çiftlerin tartışmalarında güçlüdür. İnsan kendisini anlaşıldığını hissettiğinde farklı bir görüş duymaya daha açık olabilir. Tam tersine, duygusunun yok sayıldığını düşündüğünde öneri veya eleştiriyi saldırı gibi algılayabilir.
Açık bir konuşma için iki tarafın da merak göstermesi gerekir. “Bunu duyunca ne hissettin?”, “Şu anda benden çözüm mü istiyorsun, yalnız dinlememi mi?”, “Seni doğru mu anladım?” soruları, hazır yargılardan daha çok işe yarayabilir.
Duyulmuş hissetmek hangi küçük davranışlarla oluşur?
Bir insan konuşurken telefonu kenara koymak, göz teması kurmak veya araya girip hemen kendi hikâyeni anlatmamak küçük ama anlamlı davranışlardır. Bunlar tek başına bütün sorunları çözmez. Fakat dinlemeye hazır olduğunu gösterir. Karşı tarafı anladığını göstermek için aynı duyguyu yaşaman gerekmez; onun deneyimini merak etmen yeterlidir.
İnsan ilişkilerinde yanlış anlaşılmalar kaçınılmazdır. Bir cümle sert duyulabilir, bir tavsiye yanlış zamanda gelebilir. Önemli olan bu anların ardından dönüp konuşabilmektir. “Az önce seni dinlemek yerine çözüm dayattım galiba, neye ihtiyacın olduğunu sorabilir miyim?” demek kusursuz konuşmaktan daha değerlidir. Çünkü iletişim bir performans değil, karşılıklı öğrenme sürecidir.
Çiftler yalnız zor günleri konuşmamalıdır. Güzel bir habere verilen karşılık da yakınlığı etkiler. Birinin sevincini küçümsemek yerine onunla birlikte sevinmek, önem verdiği küçük bir başarıyı hatırlamak ilişkinin gündelik sıcaklığını koruyabilir. Büyük olaylar kadar sıradan günler de ortak bağın kurulduğu alanlardır.
Bütün duygusal sorumluluğu bir partnerin üzerine bırakmak ise gerçekçi değildir. İnsan arkadaşlarına, ailesine ve gerektiğinde uzmanlara da başvurabilir. Partnerin seni her an eksiksiz anlamasını beklemek yerine, anlamak için istekli ve saygılı olmasını istemek daha sağlıklı bir beklentidir. İyi iletişim, bütün ihtiyaçların tek kişide karşılanması değil, iki kişinin de ilişkide kendini ifade edebilmesidir.
Anlaşıldığını hissetmenin bir başka yolu da duyduğun şeyi kendi kelimelerinle geri vermektir. ‘Yani toplantıda sözün kesildiğinde küçümsenmiş hissettin, doğru mu?’ sorusu karşındakine düzeltme fırsatı tanır. Eğer yanlış anlamışsan bunu öğrenirsin. Eğer doğru anlamışsan kişi yalnızca dinlenmediğini, gerçekten takip edildiğini de hissedebilir.
Küçük karşılıkların büyük etkisi
İlişkinin sıcaklığı yalnız büyük hediyelerle kurulmaz. Göz temasını kesmeden dinlemek, bir ayrıntıyı hatırlamak, zor günün ardından haber vermek, sevdiğin insanın önem verdiği bir şeyi küçümsememek de ilişkide değer taşır.
Elbette herkes her an aynı duygusal enerjiye sahip olamaz. Yorgunken konuşmaya ara istemek normaldir. Önemli olan bunu dürüstçe söylemek ve sonra gerçekten dönmektir. “Şimdi çok yorgunum, yemekten sonra konuşalım” cümlesi kaybolmaktan farklıdır.
İki insan birbirinin aklını okuyamaz. İhtiyacını açıkça söylemek, karşındakinin duygusuna merak göstermek ve zor konulara geri dönebilmek anlaşılma hissini güçlendirebilir.
Bir evde iki kişinin bulunması yetmez. O evde insanların birbirinin dünyasına da yer açması gerekir. Dinlemek tam da bu kapıyı açar.




Sen ne düşünüyorsun?
Üyelik yok. Bir kez takma ad seç, her yorumunda aynı isimle devam et. Yorumlar yayımlanmadan önce incelenir.
Yorumları oku veya yorum bırak →